25 Kasım 2011 Cuma

Merak bu ya..

Merak ederim bazen müzik ne iyi olmuşta olmuş ama hangi ihtiyaçla çıkmış, şarkılar ne için yazılmış, hiç müzik olmasaydı şimdi yine onu keşfeder miydik?
Dans hangi ihtiyaçla çıkmış nasıl? seyreden için duyguları bitarafa koyunca son derece anlamsız görünüyor
Sinema hangi ihtiyaçla çıkmış? tiyatrolar ne için sahnelenmiş? biri beni izlesin dürtüsüyle mi, birine böyle olmak isterim dürtüsüyle mi yaptırmış?
Rüyaları hangi mekanizma gösteriyor merak ediyorum...o görüntüleri gözlerimiz kapalı zihnimiz kapalıyken nasıl ve nasıl nasıl nasıl görüyoruz?.. ahh kafam almıyor..
Duygular.......... herşeyin sebebi
Acının sevincin sebebi..
Üzüntünün, kederin, acının, coşkunun, hazzın sorumlusu..
Yaratıcılığın sebebi..
Duygu olmasa Steve Jobs Apple ı bulur muydu..
Duyguları olmasa ufacık Mark Zuckerberg Facebook u bulur muydu
Duyguları olmasa Fatih Sulan Mehmet İstanbul u fetheder miydi
Duyguları olmasa Atatürk devrimleri yapar mıydı?
Duyguları olmasa kadın erkeği erkek kadını ne yapsın, bir arada olurlar mıydı?
Faraza, yürümekten sıkılan biri arabayı, çamaşır yıkamaktan bıkan birileri çamaşır makinasını ?
Yağmur nasıl yağıyor, mevsim nasıl dönüyor, ağaç nasıl yeniden yeşilleniyor...  ve bu değişen dünyayı duygularımız olmasa farkeder miydik..

Merak işte......

23 Kasım 2011 Çarşamba

Türk Futbolu! nereye?..

Türk futboluyla gönül bağımız topluca sevgiliden ayrılmışız gibi içimizi acıtıyor bu günlerde..Birçok kişi Türk futboluyla ilgili yazdı çizdi ve çizmeye devam ediyor.. Yazacaklarım şike ya da futbola karışmış ihaleler değil çünkü bu ya da bunlar futbol ya da spor değil, bundan kaynaklı sıkıntılar sıkıntı çekenleri bağlar.. Toplumun sevdayla bağlandığı bir sporun halk üzerinde depresyona neden olacak kadar umutsuzluğa ve gelecek kaygısına yönelten bu sporun içinde neler oluyor acaba..

1- İsim olmuş marka değeri yüksek yabancı futbolcular neden Türkiye'ye getirilir? taraftarı mutlu etmek için. Gelirken krallar gibi karşılanır, takımına birşey vermediği görülünce Ronaldo, Guti gibi ne olduğunu anlamadan boynu bükük dönerler, gelişi muhteşem dönüşü hazin çok futbolcu daha görebiliriz bu kafayla gidersek. Bu arada tonlarca para Ülkemizden yurt dışına çuval çuval çıkar. emekliliği yaklaşan her futbolcuyu büyük paralar elbette gelmek için motive eder ama oynamak için o çuval dolusu para bile performansını yükseltmeye yetmez..
Geleceğe dair hedefi ülkesinde yorumcu olan yada son kez ilk oynadığım takımda bitireyim diyen birinden performans beklemek başta yöneticilerin sonrada medet bekleyen taraftarın ayıbı değilde ne? biyolojik yaşının da artık teknik olarak izin vermediği futbolcular Milli servete zarar değil de ne?
Artık akıllanıp, gelecek hedefi servetini nasıl değerlendirip, nasıl düzinelerce çocuğuma bakacağım yada emekliliğimi nerede geçireceğim den başka, futbola dair hedefleri futbola dair beklentileri olan futbolcular arayıp bulmak çok zor mu?
2- Antrönör seçimleri? yine bundan sonraki hedefi evinde rahat emeklilik yaşamak olan kişiler ister yerli ister yabancı olsun, sonucu hüsran.. adamların suçu ne? kendini ispatlama evresini yıllar evvel tamamlamış kişilerin bundan sonra tek hedefi ve başarı kriteri para kazanma başarısı olacaktır.. bunlar da yanlış seçim. Örnek; Hiddink.. idi mesela.
Kendini antrönör olarak ispatlama ve başarıya aç kişilere yönelilmelidir. Bu yazıya başladığımda Abdullah Avcı henüz Milli Takım antrönörü olmamıştı. Bu seçim doğru ama yolu ayıklanmalı, destek olunmalı ve sabır gösterilmeli mutlaka.
3- Yaşında gelen yabancı oyuncuların Türkiye sahalarında neden başarılı olamadığı ya da ekip ruhuna adapte olamadığı konusuna gelince, bu konu benim gerçekten ilgimi çekiyor.. bazı otoriteler ya da uzmanlar sistemle ve hard & agresive futbolla uyum sağlayamadıklarını açıklasalar da, diğer ülkelerin birbirinden aldığı oyuncular içinde aynı futbol kültürü sorununu yaşamaları gerekirdi diye bir mantık geliştirmek mümkün. Yani burada bir mantık hatası var. O zaman Ülkemize dair biraz daha derin analiz yapmakta fayda var. Bu konuyla ilgili ileride daha fazla kendimce analiz yapacağım.. bir kaç cümleye sığmayacak kadar çok çünkü..
4- Yerli oyuncular için ciddi yetişme ve yetiştirme sorunu olduğu aşikar. Milli Takım futbolcu bulamıyor oynatmak için. Yetişen yetenekli futbolcular yeteneklerini kişisel becerilerdeki beceriksizliğinden, performanslarını sürdürülebilir kılamıyor. Burada asıl sorun şu; takım antrönörü teknik ve atletik beceriler konusunda destek verse de kişisel beceriler konusunda (stres yönetimi, içsel motivasyon, problem çözme, yeni yaşama adaptasyon vs..) yeterli kalamıyorlar. Antrönörler de haklı. Hangi biriyle uğraşacak?.. bu konuda mental koçlar, mentorlar destek olabilir, antrönörün yükünü alabilir ve üçlü saç ayağının (teknik, atletik ve kişisel beceriler) üçüncü ayağını da yıkılmalara karşı ayakta tutabilir. kişisel olarak kendini yetiştiremeyen bir futbolcu teknik ve atletik yetenekleri güçlü olsa bile, tek başına hayranlık yaratsa bile hem kendi takımını hem de Milli Takım için pimi her an çekilebilir dinamit gibi zararlıdır. Zararları kendi kariyerinde hazımsızlıktan başlayarak Ülke ekonomisine hatta ve hatta toplumun ruhsal çöküntüsüne kadar uzar gider desek yanlış olmaz..

Eskiden bir sporcu müsabakalar için hazırlanırdı ama 1974 te bu değişti. Kişisel becerilerin bir sporcuyu müsabakanın içinde değil hayatın içinde sporcu yapmak için gerekli olduğunu bütün dünya bilir ve buna uygun önlem alırlar. Spor hayatı erken yaşta sonlandırılan yüzlerce isim gelsin aklınıza..

Dilerim bir gün toplumun bir çoğunun ruhunun beslendiği ve ayrıca Ülkemizin diğer Ülkeler nezdinde yerinin belirlenmesine tanıtımına ve ekonomisine ne kadar önemli katkıda olduğunu bildiğimiz Futbolumuzda da güzel günler göreceğiz.. benim buna ihtiyacım var, toplumun buna ihtiyacı var diye düşünüyorum..

Sevgiyle,

2 Kasım 2011 Çarşamba

Ne var neler oluyor bu hayatta?

Ocak ayından beri bana bir haller oluyor.. bu haller hal mi ne hal bilmiyorum..
Hayatla ilgili herşeye sakince başkaldıran sanki herşeyi çözmüş yaşamdaki tek gerçeğin mutlu olmak olduğunu bilen ve bunu dibine kadar yaşayan, hiçbirşeyin beni istemediğim ruh haline sokamadığı biri haline gelmiştim.
Kendimden son derece memnun, hiçbir negatif duyguyu hakettiği süreden fazla yaşamayan, sevgi ve mutluluk deryası duyguları katmer katmer yaşayan biri olmak yolunda....ben artık yaşamımın bilgesiydim.. bilge kelimesini sevmesem bile içten içe yerine daha iyi bir kelime bulana kadar böyle olduğumu hissediyordum.. sonsuzluğun içinde hiçbirşeyi bilemeyeceğimin, nereden bakarsan sonsuz anlam yüklenebileceğinin bilgeliğini doya doya yaşıyordum..
Yaşamın bütün şifrelerini çözmüş, özümden gelen bütün cevaplarla uyumlanmıştım.. Yaptığım işten, kendi alanımda kazandığım şöhretten dolayı herkes beni kibirli, vazo içinde seyredilecek biri olarak görmek istiyordu. Ne sıkıcı.. tabiiki değildim/değilim..  Çünkü biliyordum ki ben ben olabilmeyi becerebildiğim için mutluydum.. Rahatça gülüyor, olabildiğince espri yapıyor, gereksiz gördüğüm, insanların "büyük bişey bu" dediği herşeyi boşveriyordum.. Başka biri olarak mutlu olmak benim "yapabileceğim" birşey değildi, çünkü tercihimi "yapmaktan" zevk aldığım başka şeylere kullanıyordum hep. Hem yakın hem uzak olduğum kanısına varıyordu bazen insanlar, zihinlerini karıştırıyordu. Oysa bu da benim herkesin elini kolunu sallayarak giremeyecekleri hayat bahçemin mahremiydi... anlatmak zorunda bile hissetmiyordum. Kendimden iyi bir bina inşaa etmiştim tamda beni yansıtan. Daha ne?
Kimseye tamah etmez, kimsenin beni üzmesine yada enerjimi almasına izin vermeden ama onlara da kızmadan gücenmeden yaşamayı öğrenmiştim. Herkesi hiçbir extra çaba sarfetmeden olduğu gibi kabul ediyordum.. nede olsa herkes bildiğini yapıyordu, bilse başka bir şey yapardı.. gözümde herkes en naturel haliyle olduğu gibi mükemmeldi.. bazen en yakın dostum bir bina görevlisi bazende en tepe firmada CEO olabiliyordu.. bazen bir sokak kadınıyla uzun uzun sohbetler eder bazen de bir ruhsal guru yada din adamıyla derin derin sohbet ederdim.. vay be dediğim sohbetler kimle olursa olsun en değerlisiydi.. ne de olsa hepsi aynı yaşamla ilgiliydi..
Başlayan cümlelerin sonunu biliyordum..
Kötüde iyiyi görüyordum..
Sıkıntının arkasından gelecek bilinmez gökkuşağını onlar adına hissediyordum..
Bir halta dönmüştüm farkındaydım..
Hayat güzeldi.. yaşanılası ve zevk alınası bir oyun alanıydı, insanlar neden göremiyordu bunu?
.
.
Şimdi ne oldu?...........

Bilmiyorum......

Bütün bildiklerimi unuttum..
Yaşama yüklediğim bütün anlam birden belirsizleşti.. Bu yaşamın anlamsız olduğu demek değil, sadece yüklenen anlamın belirsizliği.. sanki filmin ikinci yarısında asıl anlatılması gereken konuya yaklaşmış gibi hissediyorum..
Yaşamda nerden çıktı bu nasıl bir ihtiyaç diyorum şimdi de, işin garibi ne anlama geldiğini de sorgulama derdinde değilim..
- Game over, insert coin!
- Peki tamam...

Ocak ayından beri böyleyim.. Annem gitti hemde hiç sinyal vermeden.. o zamandan beri kalbimde tonlarca kayayla yaşıyorum.. Birinin kalbimden o kayaları kaldırmasını çok istedim.. tek başıma mücadele edemiyordum.. gücüm yetmiyordu işte...
Ne kadar aciz olduğumu farkettim.. kendime bile faydam yoktu kime olabilirdi ki?
Nasıl?

İşimden uzaklaştım, oturduğum yerden uzaklaştım, dostlarımdan uzaklaştım, alabildiğince başımı alıp binlerce kilometre uzaklaştım.. kendimden uzaklaştım......... avrupada ücra mekanlara, muhteşem manzaralı yazlık yerlere, kutsal topraklara gittim.. hiç evde durmuyordum, bina görevlisi beni sürekli elimde valiz ya eve girerken yada çıkarken görüyordu sadece.... ne aradıysam...
Kızgındım ama neye kime belirsiz.. kelimelerime umursamazlık, boşvermişlik, vazgeçmişlik yansıdı.
Bu benmiydim? Hayat seni yaşamayı seviyorum dediğim yazılar nereye gitti?
İçimde sessiz bir durgunluk içindeyim.. artık yazmaktan keyif aldığım bu bloğa bile hangi cümleleri kuracağımı bilemiyorum..
Neler oluyor demiyorum.. ne olacağını merak dahi etmeden..
Kimse bana geçer demesin.. geçecek olanın ne olduğunu ben bile bilmezken..
Kötü müyüm? Hayır.. Asla.. Sadece hayat iksiriyle kutsanmış günlere bebek edasıyla saf saf bakıyorum... anlamaya çalışarak.. nasıl oluyor, neler oluyor.. bilmiyorum.. Yeni aldığım ayakkabıya, eve aldığım bir eşyaya, gittiğim mekana, orada mı burada mı yaşasam diye baktığım yerlere,  alabildiğine off çokta önemli değil dediğim bir şey yaşıyorum....

Anlatmak bu kadar kolay mı.... değil..............................  belki bir daha denerim!..

Sevgiyle,