25 Kasım 2011 Cuma

Merak bu ya..

Merak ederim bazen müzik ne iyi olmuşta olmuş ama hangi ihtiyaçla çıkmış, şarkılar ne için yazılmış, hiç müzik olmasaydı şimdi yine onu keşfeder miydik?
Dans hangi ihtiyaçla çıkmış nasıl? seyreden için duyguları bitarafa koyunca son derece anlamsız görünüyor
Sinema hangi ihtiyaçla çıkmış? tiyatrolar ne için sahnelenmiş? biri beni izlesin dürtüsüyle mi, birine böyle olmak isterim dürtüsüyle mi yaptırmış?
Rüyaları hangi mekanizma gösteriyor merak ediyorum...o görüntüleri gözlerimiz kapalı zihnimiz kapalıyken nasıl ve nasıl nasıl nasıl görüyoruz?.. ahh kafam almıyor..
Duygular.......... herşeyin sebebi
Acının sevincin sebebi..
Üzüntünün, kederin, acının, coşkunun, hazzın sorumlusu..
Yaratıcılığın sebebi..
Duygu olmasa Steve Jobs Apple ı bulur muydu..
Duyguları olmasa ufacık Mark Zuckerberg Facebook u bulur muydu
Duyguları olmasa Fatih Sulan Mehmet İstanbul u fetheder miydi
Duyguları olmasa Atatürk devrimleri yapar mıydı?
Duyguları olmasa kadın erkeği erkek kadını ne yapsın, bir arada olurlar mıydı?
Faraza, yürümekten sıkılan biri arabayı, çamaşır yıkamaktan bıkan birileri çamaşır makinasını ?
Yağmur nasıl yağıyor, mevsim nasıl dönüyor, ağaç nasıl yeniden yeşilleniyor...  ve bu değişen dünyayı duygularımız olmasa farkeder miydik..

Merak işte......

23 Kasım 2011 Çarşamba

Türk Futbolu! nereye?..

Türk futboluyla gönül bağımız topluca sevgiliden ayrılmışız gibi içimizi acıtıyor bu günlerde..Birçok kişi Türk futboluyla ilgili yazdı çizdi ve çizmeye devam ediyor.. Yazacaklarım şike ya da futbola karışmış ihaleler değil çünkü bu ya da bunlar futbol ya da spor değil, bundan kaynaklı sıkıntılar sıkıntı çekenleri bağlar.. Toplumun sevdayla bağlandığı bir sporun halk üzerinde depresyona neden olacak kadar umutsuzluğa ve gelecek kaygısına yönelten bu sporun içinde neler oluyor acaba..

1- İsim olmuş marka değeri yüksek yabancı futbolcular neden Türkiye'ye getirilir? taraftarı mutlu etmek için. Gelirken krallar gibi karşılanır, takımına birşey vermediği görülünce Ronaldo, Guti gibi ne olduğunu anlamadan boynu bükük dönerler, gelişi muhteşem dönüşü hazin çok futbolcu daha görebiliriz bu kafayla gidersek. Bu arada tonlarca para Ülkemizden yurt dışına çuval çuval çıkar. emekliliği yaklaşan her futbolcuyu büyük paralar elbette gelmek için motive eder ama oynamak için o çuval dolusu para bile performansını yükseltmeye yetmez..
Geleceğe dair hedefi ülkesinde yorumcu olan yada son kez ilk oynadığım takımda bitireyim diyen birinden performans beklemek başta yöneticilerin sonrada medet bekleyen taraftarın ayıbı değilde ne? biyolojik yaşının da artık teknik olarak izin vermediği futbolcular Milli servete zarar değil de ne?
Artık akıllanıp, gelecek hedefi servetini nasıl değerlendirip, nasıl düzinelerce çocuğuma bakacağım yada emekliliğimi nerede geçireceğim den başka, futbola dair hedefleri futbola dair beklentileri olan futbolcular arayıp bulmak çok zor mu?
2- Antrönör seçimleri? yine bundan sonraki hedefi evinde rahat emeklilik yaşamak olan kişiler ister yerli ister yabancı olsun, sonucu hüsran.. adamların suçu ne? kendini ispatlama evresini yıllar evvel tamamlamış kişilerin bundan sonra tek hedefi ve başarı kriteri para kazanma başarısı olacaktır.. bunlar da yanlış seçim. Örnek; Hiddink.. idi mesela.
Kendini antrönör olarak ispatlama ve başarıya aç kişilere yönelilmelidir. Bu yazıya başladığımda Abdullah Avcı henüz Milli Takım antrönörü olmamıştı. Bu seçim doğru ama yolu ayıklanmalı, destek olunmalı ve sabır gösterilmeli mutlaka.
3- Yaşında gelen yabancı oyuncuların Türkiye sahalarında neden başarılı olamadığı ya da ekip ruhuna adapte olamadığı konusuna gelince, bu konu benim gerçekten ilgimi çekiyor.. bazı otoriteler ya da uzmanlar sistemle ve hard & agresive futbolla uyum sağlayamadıklarını açıklasalar da, diğer ülkelerin birbirinden aldığı oyuncular içinde aynı futbol kültürü sorununu yaşamaları gerekirdi diye bir mantık geliştirmek mümkün. Yani burada bir mantık hatası var. O zaman Ülkemize dair biraz daha derin analiz yapmakta fayda var. Bu konuyla ilgili ileride daha fazla kendimce analiz yapacağım.. bir kaç cümleye sığmayacak kadar çok çünkü..
4- Yerli oyuncular için ciddi yetişme ve yetiştirme sorunu olduğu aşikar. Milli Takım futbolcu bulamıyor oynatmak için. Yetişen yetenekli futbolcular yeteneklerini kişisel becerilerdeki beceriksizliğinden, performanslarını sürdürülebilir kılamıyor. Burada asıl sorun şu; takım antrönörü teknik ve atletik beceriler konusunda destek verse de kişisel beceriler konusunda (stres yönetimi, içsel motivasyon, problem çözme, yeni yaşama adaptasyon vs..) yeterli kalamıyorlar. Antrönörler de haklı. Hangi biriyle uğraşacak?.. bu konuda mental koçlar, mentorlar destek olabilir, antrönörün yükünü alabilir ve üçlü saç ayağının (teknik, atletik ve kişisel beceriler) üçüncü ayağını da yıkılmalara karşı ayakta tutabilir. kişisel olarak kendini yetiştiremeyen bir futbolcu teknik ve atletik yetenekleri güçlü olsa bile, tek başına hayranlık yaratsa bile hem kendi takımını hem de Milli Takım için pimi her an çekilebilir dinamit gibi zararlıdır. Zararları kendi kariyerinde hazımsızlıktan başlayarak Ülke ekonomisine hatta ve hatta toplumun ruhsal çöküntüsüne kadar uzar gider desek yanlış olmaz..

Eskiden bir sporcu müsabakalar için hazırlanırdı ama 1974 te bu değişti. Kişisel becerilerin bir sporcuyu müsabakanın içinde değil hayatın içinde sporcu yapmak için gerekli olduğunu bütün dünya bilir ve buna uygun önlem alırlar. Spor hayatı erken yaşta sonlandırılan yüzlerce isim gelsin aklınıza..

Dilerim bir gün toplumun bir çoğunun ruhunun beslendiği ve ayrıca Ülkemizin diğer Ülkeler nezdinde yerinin belirlenmesine tanıtımına ve ekonomisine ne kadar önemli katkıda olduğunu bildiğimiz Futbolumuzda da güzel günler göreceğiz.. benim buna ihtiyacım var, toplumun buna ihtiyacı var diye düşünüyorum..

Sevgiyle,

2 Kasım 2011 Çarşamba

Ne var neler oluyor bu hayatta?

Ocak ayından beri bana bir haller oluyor.. bu haller hal mi ne hal bilmiyorum..
Hayatla ilgili herşeye sakince başkaldıran sanki herşeyi çözmüş yaşamdaki tek gerçeğin mutlu olmak olduğunu bilen ve bunu dibine kadar yaşayan, hiçbirşeyin beni istemediğim ruh haline sokamadığı biri haline gelmiştim.
Kendimden son derece memnun, hiçbir negatif duyguyu hakettiği süreden fazla yaşamayan, sevgi ve mutluluk deryası duyguları katmer katmer yaşayan biri olmak yolunda....ben artık yaşamımın bilgesiydim.. bilge kelimesini sevmesem bile içten içe yerine daha iyi bir kelime bulana kadar böyle olduğumu hissediyordum.. sonsuzluğun içinde hiçbirşeyi bilemeyeceğimin, nereden bakarsan sonsuz anlam yüklenebileceğinin bilgeliğini doya doya yaşıyordum..
Yaşamın bütün şifrelerini çözmüş, özümden gelen bütün cevaplarla uyumlanmıştım.. Yaptığım işten, kendi alanımda kazandığım şöhretten dolayı herkes beni kibirli, vazo içinde seyredilecek biri olarak görmek istiyordu. Ne sıkıcı.. tabiiki değildim/değilim..  Çünkü biliyordum ki ben ben olabilmeyi becerebildiğim için mutluydum.. Rahatça gülüyor, olabildiğince espri yapıyor, gereksiz gördüğüm, insanların "büyük bişey bu" dediği herşeyi boşveriyordum.. Başka biri olarak mutlu olmak benim "yapabileceğim" birşey değildi, çünkü tercihimi "yapmaktan" zevk aldığım başka şeylere kullanıyordum hep. Hem yakın hem uzak olduğum kanısına varıyordu bazen insanlar, zihinlerini karıştırıyordu. Oysa bu da benim herkesin elini kolunu sallayarak giremeyecekleri hayat bahçemin mahremiydi... anlatmak zorunda bile hissetmiyordum. Kendimden iyi bir bina inşaa etmiştim tamda beni yansıtan. Daha ne?
Kimseye tamah etmez, kimsenin beni üzmesine yada enerjimi almasına izin vermeden ama onlara da kızmadan gücenmeden yaşamayı öğrenmiştim. Herkesi hiçbir extra çaba sarfetmeden olduğu gibi kabul ediyordum.. nede olsa herkes bildiğini yapıyordu, bilse başka bir şey yapardı.. gözümde herkes en naturel haliyle olduğu gibi mükemmeldi.. bazen en yakın dostum bir bina görevlisi bazende en tepe firmada CEO olabiliyordu.. bazen bir sokak kadınıyla uzun uzun sohbetler eder bazen de bir ruhsal guru yada din adamıyla derin derin sohbet ederdim.. vay be dediğim sohbetler kimle olursa olsun en değerlisiydi.. ne de olsa hepsi aynı yaşamla ilgiliydi..
Başlayan cümlelerin sonunu biliyordum..
Kötüde iyiyi görüyordum..
Sıkıntının arkasından gelecek bilinmez gökkuşağını onlar adına hissediyordum..
Bir halta dönmüştüm farkındaydım..
Hayat güzeldi.. yaşanılası ve zevk alınası bir oyun alanıydı, insanlar neden göremiyordu bunu?
.
.
Şimdi ne oldu?...........

Bilmiyorum......

Bütün bildiklerimi unuttum..
Yaşama yüklediğim bütün anlam birden belirsizleşti.. Bu yaşamın anlamsız olduğu demek değil, sadece yüklenen anlamın belirsizliği.. sanki filmin ikinci yarısında asıl anlatılması gereken konuya yaklaşmış gibi hissediyorum..
Yaşamda nerden çıktı bu nasıl bir ihtiyaç diyorum şimdi de, işin garibi ne anlama geldiğini de sorgulama derdinde değilim..
- Game over, insert coin!
- Peki tamam...

Ocak ayından beri böyleyim.. Annem gitti hemde hiç sinyal vermeden.. o zamandan beri kalbimde tonlarca kayayla yaşıyorum.. Birinin kalbimden o kayaları kaldırmasını çok istedim.. tek başıma mücadele edemiyordum.. gücüm yetmiyordu işte...
Ne kadar aciz olduğumu farkettim.. kendime bile faydam yoktu kime olabilirdi ki?
Nasıl?

İşimden uzaklaştım, oturduğum yerden uzaklaştım, dostlarımdan uzaklaştım, alabildiğince başımı alıp binlerce kilometre uzaklaştım.. kendimden uzaklaştım......... avrupada ücra mekanlara, muhteşem manzaralı yazlık yerlere, kutsal topraklara gittim.. hiç evde durmuyordum, bina görevlisi beni sürekli elimde valiz ya eve girerken yada çıkarken görüyordu sadece.... ne aradıysam...
Kızgındım ama neye kime belirsiz.. kelimelerime umursamazlık, boşvermişlik, vazgeçmişlik yansıdı.
Bu benmiydim? Hayat seni yaşamayı seviyorum dediğim yazılar nereye gitti?
İçimde sessiz bir durgunluk içindeyim.. artık yazmaktan keyif aldığım bu bloğa bile hangi cümleleri kuracağımı bilemiyorum..
Neler oluyor demiyorum.. ne olacağını merak dahi etmeden..
Kimse bana geçer demesin.. geçecek olanın ne olduğunu ben bile bilmezken..
Kötü müyüm? Hayır.. Asla.. Sadece hayat iksiriyle kutsanmış günlere bebek edasıyla saf saf bakıyorum... anlamaya çalışarak.. nasıl oluyor, neler oluyor.. bilmiyorum.. Yeni aldığım ayakkabıya, eve aldığım bir eşyaya, gittiğim mekana, orada mı burada mı yaşasam diye baktığım yerlere,  alabildiğine off çokta önemli değil dediğim bir şey yaşıyorum....

Anlatmak bu kadar kolay mı.... değil..............................  belki bir daha denerim!..

Sevgiyle,

2 Ekim 2011 Pazar

Sonbahar

İlkbahar herkesin kanını kaynatırken benim sonbahar kaynatıyor nedense..
Soğuktan sıcağa girerken değil sıcaktan soğuğa geçerken ki ara iklime bayılıyorum.. sıcaktan bunalıp otururken üstüne hafif bir şeyler almak, yağmurla beraber serinlemek, altında şort üstünde uzun kollu kazağın en yakıştığı mevsim..
Yeşil olgunlukta artık ve yağmur olgun yeşille daha güzel ikilik yaratıyor, daha güzel kokuyor daha farklı serinletiyor.. serinlemeyi özlediğimden belkide..
Elimde kahve, üstümde ince bir battaniye film izlemenin en güzel mevsimi... filmler kız filmleri tadında daha çok.. yada anı-biyografi tarzında.. duygusal maceralar daha keyifli geliyor bu dönem..
Ahh birde yılın üçüncü çeyreğine girdik bak yine bir yıl daha geçiyor dediğim bir dönem. İşle ilgili zaten Sonbahar kış benim mevsimim. Bu dönemde daha çok çalışıyorum. Yıl bitiyor kaygısından daha çok işleyen demir ışıldar misali "ilhamla" aramın en iyi olduğu dönem.. İlhamla beraber yaratıcı ve üretkenliğim daha artıyor doğal olarak. Yurt dışı bağlantılarımı en kuvvetlendirdiğim dönem.. seyahat anlamında da daha keyifli..
Bu geçiş döneminin tek sıkıntısı kıyafet.. ne giysem ne taksam hangi ayakkabıyı giysem derdi daha fazla. dolabı açıp giyecek birşeyim kalmamış diye söylendiğim en gıcık dönem aynı zamanda.. telafisi kolay Allah'tan. Tek derdimiz bu olsun değil mi?

bu arada neden ilkbahar ve sonbahar ? sanki arada başka baharlar varmış gibi..
başka bahara inşallah dedikleri baharı da tanımak isterdim..

Sevgiyle,


  
 Autumn Bridge

20 Eylül 2011 Salı

Hayatın kırılma anları?

Hani maçın kırılma anları vardır ya; maç biter ve yorumcular sahne sahne skorun nerelerde farklılaştığına bakarlar ya..
Hani her pozisyon değerlendirilir oyuncu şurda olsaydı ofsayt olmazdı burda şutu çekse pas verse gol olurdu derler ya..
Hani bir dahaki maçta şunlara dikkat etmeli, yoksa.. diye uyarırlar ya.. 
Hani takım oyunu içinde bireysel hareket edersen bencil olursun ya..
İşte hayatta koca bir lig..
Biryere bir aileye bir topluma ait olmak istersin ama bireysel hareket edersin ahh bencilsindir..
Her yaptığımız ofsayta itiraz edip yaptığımız faullere kılıf uydurma yarışında çılgına döneriz ya..
Hele kimmiş bizi oyundan atan ben gittim paşalar gibi diye hareket çekeriz ya..
Hani gol atmak gibi hayattan istediğimizi alamayınca sistemi kötüler ve başka maçlara inşallah deriz ya..
Hayatımızın kırılma anlarını görmezden gelip birgün hayat bir yerde al bak işte diye gözümüze sokar ya..
Hani performansımızı düşürüp suçu hayata atarız ya.. 
Hani hocam iyi değil diye evrenle kavgaya tutuşuruz ya..
Maçta kırılma anlarından ders almayınca başka maçlarda yine aynı hatalar yine aynı serzenişler devam .. 
Olmuyor işte.. böyle olmuyor.. olmadı..olmayacak...
Tecrübe hayattan yediğin kazıklar değil o kazıklardan ne öğrendiğindir...
Öğrenmediysen güle güle layık olduğun acemiler ligine..




  
  
  

31 Temmuz 2011 Pazar

Bir bak yolculuğun kendinden mi kendine mi?

bir bak uzakla yakın arasında mesafe ne kadar?
zenginlikle fakirlik arasındaki bedel ne?
gülmekle ağlamak arasında kaç gözyaşı var?
çokla az arasında elinde ne kaldı?
geceyle gündüz arasında şafak noktan neresi?
kadınla erkek ne zaman tek gezegende buluşur?
bir bak yolculuğunda kalbin mi zihin mi önde?
özlemle bıkkınlık arasında duygusal uzaklık kaç km?
bir bak güçle zayıflık arasındaki buluşma noktası ipin inceldiği yerde mi?
yaşamla ölüm arasında kurduğun köprü ne kadar esnek?
bu alemden öteki aleme daha kaç yaşanmamışlık var?
bir bak bakalım senle ben arasında kaç sahte benlik var?
hıı?

bilmediğin hangi dünyayı iyi diye kıyaslayabilirsin?
başka yerlerde yaşamak başka şeyler yaşatmak mutluluğuna ölçü olabildi mi?
bir bak bakalım kim iken daha mutlu olabilirsin? olduğun kişi mi yoksa olmak istediğin ama kim olduğunu bilmediğin kişi mi?
bir bak bakalım yolcuğun kendinden mi kendine mi?
canın onuda istemezse sen bak kendi derdine kardeşim de kendin kişisine..
olsun bitsin...



--------------------


29 Haziran 2011 Çarşamba

Eşruhlar Fenomeni




Son zamanların çok kullanılan kelimelerinden biri de eşruhlar. Eşruhlarını arayan bir çok kişi ve müşteriyle karşılaştım. Değişik yaş gruplarındaki bu kişiler meselenin özünde kendilerine oldukları gibi tapacak kadar sevebilecek birini aramaktaydılar. Bir çoğu, üst seviyede sevme ve sevilme yeteneğinin ancak eşruhlarla mümkün olabileceğini söylerler. İşin mistik tarafına bakarsak; kendisi olmayı becerememiş bir kişinin eşruhunun o kişiyi tanıması çok mümkün görünmemektedir. Ramtha derki;  Desem ki "hey! kapıya bak! işte eşruhun geldi!" ve dönüp büyük beklentilerle eşruhunuzun nasıl biri olduğuna baksanız ve kapıdan girenin tüm saplantı ve darbakışınızla kendiniz olduğunu görseniz ne yapardınız?"  Kendisi olamamış bir kişiyi manevi anlamda eşleştirmek çok mümkün görünmüyor. En azından kendisi olana kadar.. kendisi olduğunda da eşruhun zaten kendisi olduğunu farkedecektir. Aynı enerjinin kadın ve erkek oluşumu özünde aynı kişidir yada aynı enerjidir. 

      
Eşruhu, ruheşi, ikizruh yada ne derseniz, aramayın.. muhtemelen bulamadan bu dünyadan gideceksiniz demiştim önceki yazımda. İnsanlar eşruhlara genelikle geçmiş yaşamlardan tanıdık biri diye bahsetseler de özünde değildir. Ayrıca geçmiş yaşamlarda da birlikteysek bu yaşamda başka biriyle birlikte olmak daha eğlenceli olabilir. Geçmiş yaşamlarda aynı planın içinde zaten insanlar birbirlerini seçiyorlar. Ya anne, ya baba, ya kardeş, ya çocuk, ya eş, ya sevgili yada bize kazık attı dediğimiz herhangi biri.. çünkü plan bu. İnsanın bilinci bunu anlamaya yetmiyor elbette.. alacağımız vereceğimiz dersler var. Bu yüzden herkesle yaşadığımız ilişkilere bir ders olarak bakmak lazım. Herkes sevdiğiniz sevmediğiniz herkes planın parçasıyla bize birşeyler öğretmek için görevli. Bizde bizi sevenler ve sevmeyenler için onlara görevliyiz. Eğer kişileri bu bakış açısıyla bile değerlendirebilsek, hayatın bir oyun sahnesi olduğunu anlar ve yüklediğimiz enerjiden özgürleşiriz. herkes bizi büyütmek için kendi oyunlarını kusursuz oynuyor. Ee o zaman onlar kocaman bir teşekkürü haketmiyor mu?

Neyse gelelim ne yapacağımıza.. bizi mutlu eden insanlarla birlikte olmayı becerene kadar, diğer insanların sıkı derslerini almaya devam edeceğimizi bilelim. Dönüp bakın kendinize.. ne yapıyorsunuz? karşınızdaki kişiyle gerçekten mutlu musunuz? yada hep mutsuz olacağınız kişileri mi çekiyorsunuz? eğer doğallığınızla yanında olamadığınız biriyle birlikteyseniz muhtemelen mutlu da değilsiniz. Öyleyse arkanıza bakmadan kaçın. Eğer biri yoksa; yanında doğallığınızla birlikte olacağınız kişi aramadığızdan bahse girebilirim. Çünkü bir sürü insan kendisi mükemmel olmadan mükemmeli arar ve bulamaz. Ee doğa kanunu.  Ayrıca mükemmel yoktur, mükemmel olsak insan olmazdık. İnsan olmayan birini mi arıyorsunuz yoksa? 

Yakınlaşmaktan korkan insanlar kendi eksikliklerini (ki bilmeliler tam yok, en azından yerküre boyutunda) karşısındakine göstermekten korkarlar. Halbuki biz olduğumuz gibi iyiyiz. Özümüzde tam ve bütünüz. Bizi kendimize eksik hissettiren kendimizle ilgili düşüncelerimiz. Düşünceleri değiştirin. Hepimiz tekiz, bir taneyiz, biriciğiz .. bizden başka bir tane daha yok bu dünyada.. bu bile eşsiz olduğumuzu gösteren en basit ifade. Bırakın kendinizi, korkmayın, kendinize hata yapma şansı tanıyın. Hatalara hata diye bakmayın onlar ders ve başka türlü öğrenemeyiz. Mümkün değil. Hata yapmadan gelişemeyiz. Gelişeceğiz taa ki özümüzde tam olduğumuzu anlayana kadar. Birlikte mutlu olup doyurucu bir aşk yada sevgili ilişkisi yaşamanız zor değil. Herkesin mutlu olacağı bir ilişki yaşayacağı bir sürü kişi var dışarda. Eşeruhlara değil mutlu olacağınız kişilere odaklanın. 

Aşkı bulmak için özel becerilere sahip olmak gerekmez. Aşk arayışında size yol göstermesi gereken duygu durumu; zevk, neşe ve rahatlıktır. Kişisel olmakla birlikte, sıcak, duyarlı, düşünceli ve tercihen mizah duygusuna sahip kişiler en iyi adaylardır. Bu kişilerden sokakta çok var. Sadece mutlu olacağınız birini bulacağınızı bilin. Bakın inanın demiyorum. BİLİN. Böyle biriyle karşılaşacağımı biliyorum deyin. Özgüveninizi geliştirmeye ve hem dış görünüşünüzü hem de kişiliğinizi iyileştirmeye bakın. Eğer mutlu değilseniz ve düzelmesi zorsa mutlu olacağınız kişiye şans vermek için bırakın gitsin. Aynı sizin gibi onunda mutlu olmaya hakkı var ayrıca. Ya da vazgeçin daha iyisi olur mu diye daldan dala gezmekten. Mükemmel arıyorsanız bilin ki mükemmel diyeceğiniz kişiyle mutlu olma şansınız az. Bize kendimizi iyi hissettiren, sıcak, duyarlı, komik kişilerle mutlu olma şansımız yüksektir. İyi hissettirmek ve iyi hissetmek mutlu olmanın anahtarıdır, tek formüldür. 


Sevgiyle,

FA






8 Haziran 2011 Çarşamba

Aşkı arayanlara öneriler

Çocukken bize gösterilen veya bizden esirgenen sevgi konusunda geçmişi değiştirmekle ilgili elimizden fazla birşey gelmese de, yetişkin olarak bağ kurma tarzları ve bu tarzların yakın ilişkileri nasıl etkilediği konusunda bilinçlenmek bizim elimizde..

Sevme ve sevilme yeteneğinizden memnun musunuz? yakın ilişkileriniz samimi ve tatminkar mı? yoksa yaşamınız boyunca umutsuzca yakın bir ilişki mi aradınız? insanlarla yakınlaşmaktan kaçındınız mı? yakın bir ilişki için yanıp tutuştuğunuz halde, duygularınızın yoğunluğu yüzünden sevgililerinizi korkutup kaçırdınız mı?  yıllarca boş yere uygun kişiyi aradığınız için suçu partnerinize atmak veya "uygun aday yok" bahanelerine sığınmak yerine, aşk arıyorsanız, farkındalık ışığını kendinize tutarak, aşk hayatınızın sorumluluğunu üstlenebilirsiniz. Bunun yolu, genel olarak da sevgililerinize neden böyle davrandığınızı anlamaktan geçer.
Doyurucu ilişkiler kurmak herkesin hayali. Pürüzsüz olmasını beklediğimiz ilişkinin sadece filmlerde olduğunu söyleyebiliriz. Kaldı ki filmler mutlu sonla biter fakat asıl önemli olan kavuşmanın ardından geçecek süreçtir.

Yaptığımız seans görüşmelerinde temel olan bir şey, eğer kişinin eş adayı yoksa yada henüz bir ilişkisi yoksa, bu talebini bir ihtiyaç olarak dile getirmesiyle başlayan kişinin ilk yanlışını anlayabiliyoruz. İhtiyaç, bir elmanın iki yarısı yada ruh eşim gibi kavramlarla açıklanır. Gerçekte ihtiyaç için birini hayatına çekmek kişinin tamamlanmamış taraflarını gösterir. İki yarım ilişkiden bir bütün ilişki olmaz. Yada iki sağlıksız kişiden bir sağlıklı ilişki doğmaz. Sevilmeye ihtiyacı varsa kişinin, kendini yeterince sevmediğini anlayabiliriz. Kendini yeterince sevmeyen birinin sevilmesi çok zordur, yada en basit ifadelerle; değer görmek, anlaşılmak, kendini özel hissetmek gibi ihtiyaçlardan bahsedebiliriz. Her biri kendi içinde bir eksiklik olarak algılanıyorsa hata buradadır. Elbette herkes sevilmek, değer görmek, özel hissetmek ister fakat kendinde bunları tamamlayacak dışsal talep yolu yanlıştır. Kişi ancak bunlara sahipse hayatına bu duyguları yansıtacak birini çekebilir.
Toy aşk şöyle der; "seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var" olgun aşk şöyle der;  " sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum." Erick Fromm

Bir kişinin nasıl bir ilişki istediğini bilmemesi de sıkça rastladığımız durumlardandır. Zannettiklerinden bahsetmiyorum. Gerçekten nasıl bir kişinin ve nasıl bir ilişkinin onları tatmin edeceğini bilmediklerinden bahsediyorum. Bir çok kurbağa öpüp hala prensini/prensesini bulamayan insanlar, hatayı prens/prenses adaylarında değil kendi flu beklentilerinde aramalıdırlar. Olmayacak bir ilişkiyi yürütmeye çalışmak yada kurbağayı ben prens/prenses yaparım yeteneklerim var demek yanlıştır. Doğru kriterlerle eşleşmeyen kişilerin ilişkileri yürümeyecektir. Bu sizin ilişki başarısızlığınız değildir. Sadece yanlış seçimdir.

Ne yapmak gerekir?

Önce aşık olmaya hazır mısınız kontrol edin. Ancak hazır hissettiğinizde aşık olabilirsiniz. İçinizde kırıntılarla doyamazsınız. Onları yutun önce. Bunun en etkili yolu odağınızı başka alanlara kaydırmaktan geçer. Neye odaklanırsanız orası büyür. Bilinçli olarak geçmişi düşünmeyin, anmayın, konuşmayın. Odağınızı değiştirdiğinizde istemediğiniz alan küçülecek yok olacaktır. Bu çok işe yarayacaktır. Bağınızı koparmak için kararlı olun. Eğer geçmişe bakıp acı çekiyorsanız bilin ki acı duygusu geçmişle bağınızı kesmek istemeyişinizdendir. Bilinçaltınız acıyı onunla tek bağ olarak görür. Bağınızı koparın gitsin. Bunu yaparken sizi memnun eden ve etmeyen davranışlarınızı ve reaksiyonları listeleyerek yaşadığınız bu ilişkiyi bir sonraki için fırsat öğrenme olarak değerlendirin. Ve geçmişinizdeki kişiye/kişilere sizi en iyisine yetiştirdikleri için teşekkür edin. Hakediyorlar.

Kendinizi tanımak için kendinize zaman ayırın. İyileştirilecek özelliklerinizi tamamlamak için bilinçli eylemler yapın. Gerekirse bir uzmandan destek alın. Her gün aynada kendine bakıp seni seviyorum diyen birinin kendini daha çok sevdiğine şahit olmadım. Bunun yerine başkalarını yada başka her canlıyı daha fazla sevmeye kendinizi adamanız mucize sonuçlar doğuracaktır. Sevdikçe sevgi çemberiyle donanacaksınız. Öğrenmenin en etkili yolu uygulamaktır.

Geçmiş ilişkilerinizi gözden geçirin. ona/onlara neden aşık oldunuz? hangi özellikleri sizi çekti.. liste yapın. Ayrılırken hangi olumsuz özellikleri için dertlendiniz. Olumlu ve olumsuz gelen özelliklerle bağlantı kurun. Örnek "çok güçlü ve bağımsızdı" bu yönüne aşık oldum diyebilirsiniz. Muhtemelen de ayrılma sebebiniz "bana yeteri kadar vakit ayırmıyordu"  olabilir. Şaşıracaksınız.

Diğer cinslerinize göre cazip olmanız için cazibenizi arttırmanız gerekir. Hangi yönlerinizi geliştirmeye ihtiyacınız var kontrol edin. Çekici olmak için içsel ve dışsal görüntünüzde kalıcı değişimler yaratın. Bu halinizle siz karşı cins olsanız kendinizi seçer miydiniz? Dürüst olun ve kendi üzerinizde çalışın. Özgüveninizi arttıracak değişimler yapın. Önce kendinize aşık olun. O zaman ışığınız, enerjinizle herkes sizin yanınızda durmak kalmak isteyecektir.

Eşruhunuzu aramayın.. muhtemelen bulamadan bu dünyadan gideceksiniz. Eşruhlara genelikle geçmiş yaşamlardan tanıdık biri diye bahsetseler de özünde değildir. Başka bir yazımda onuda paylaşırım. Ayrıca geçmiş yaşamlarda da birlikteysek bu yaşamda başka biriyle birlikte olmak daha eğlenceli olabilir. Görünen o ki, ulaşılması zor kişiler diye tanımladıkları kişilere ulaşmayı beceren kişiler onun ruh eşi olduğu yanılgısına düşer. İtmeyle bir yere kadar giden ilişki bitince de "pardon benzetmişim" dersiniz. Ayrıca yapılan istatistiklere göre, ulaşılmaz görünen kişilerin daha az talep gördüğü yönündedir. Ulaşılmaz oyununa dahil olmak ne size nede başkasına mutlu bir beraberlik şansı tanımayacaktır. Onun yerine doğallığınızla yanında olmaktan "mutlu" olduğunuz birini seçin. Sizin için en uygun kişi o olacaktır. Bunun için yüksek beklentiler koymayın. Denginiz ve doğal biriyle çok daha mutlu olma olasılığınız daha yüksektir.


Aşk bir kaç yılda biter diyenler yalan söylüyorlar. Öyle olsaydı aşık olmaya yeteneğimizi sonsuza kadar kaybederdik.. Öyleyse aşk sonsuzdur.. Önce kendinize aşık olun, o zaman aşık olmak için birine "ihtiyaç" duymayacaksınız, çünkü kendiniz aşkın ta kendisi olacaksınız. Bu enerji mıknatıs gibi gerçek ilişkiyi kendinize çekecektir. para parayı çeker gibi aşk aşkı çekecektir. Sizde olmayanı veremezsiniz.. Aşk istiyorsanız aşk verin.

Sonuç olarak; Sevilmek için Sevilebilir olun...



Sevgiyle,





....

26 Mayıs 2011 Perşembe

Hayata Günaydın..

İlk kendine günaydın de uyanırken..
Ve ilk kendine gülümse aynalarda..
Bir tatlı söz söyle kendine tebessüm et ve umursa kendini teşekkür et..
Sevmekle başlar herşey kendini sev..
Ve paylaştıkça çoğalır sınırsız ver..
Dost ol kendine dürüst ol ..
Bir sevda sun yalansız..
Ve dokun kendine hesapsız..
Gülümse..
Sonra göreceksin binlerce yüzde kendi yansımanı..

Günaydın.. (Günaydın, işte asıl şimdi uyandın..)

Mevlana

8 Mayıs 2011 Pazar

Sana..Bana..

Sen gittikten sonra ben o zaman büyüdüm
halbuki kendimi yeterince büyümüş zannederdim, ne aptalmışım
sen derdin "benim gözümde hala bebeksin" diye.. anlamamışım..
sıkı geldi bu ders, hemde çok çok sıkı
sen gittin ben seni bırakamadım içimde tuttum sakladım.. ve "var"lığınla kat kat büyüdüm..
meğer algılamadığım neler varmış..
sen gittin bende gittim seninle
şimdi başka bir ben geldi.. yeniden, bir turist gibi anlamaya başlıyorum herşeyi, her söylenileni, söylediklerimi, söylemediklerimi..istediklerimi.. zannettiklerimi..
ilk kez görüyormuş gibi bakıyorum hayata
ilk kez insanların hayatla ilişkisini anlamaya başlıyorum
herşey şaşırtmaya başladı beni ne garip.. hemde nasıl..
kendimi dinliyorum.. bazen saçmaladığımı farkediyorum.. olsun diyorum, bunuda öğreniyorum
sensiz geçirdiğim ilk dönüm tarihi bu..
her yeni döngüde seninleyim söz veriyorum..
hala büyütmeye devam ediyosun beni farkındamısın?
sen bir mucizesin..
..dahada büyüyeceğim.."ben"le buluştuğum ana kadar..

Anneler günün kutlu olsun benim güzel Annem..

seni seviyorum, seni çok çok çok çok seviyorum..

Omorfon



......

1 Mayıs 2011 Pazar

Şimdi kendiniz size borçlu değil mi?

en fazla kime enerji harcadınız?
en fazla kimin için mücadele ettiniz?
en fazla kimi yüceltmek istediniz?
en fazla kimin için korktunuz?
kimi onurlandırmak istediniz?
kimin geleceğinden endişelendiniz?
en fazla kimi güzelleştirmek istediniz?
en çok kim bilsin istediniz?
en fazla kimin için bir şeyler yaptınız?
kimin duygularını önemsediniz en çok?
kimin yanında oldunuz o istemeden?
kimin??
hayatta en fazla iyilik yaptığınız kim var??

hayatta en fazla yatırım yaptığınız kendinizden, iyilik yaptığınız sizden karşılığını alabildiniz mi?
şimdi kendiniz size borçlu değil mi?  ve yaptıklarınızı ödeme zamanı geldi mi?

ne o istemekten mi çekiniyorsunuz yoksa? yoksa istemeyi bilmiyor musunuz? yada başkalarına ödemekten kendinize bir türlü sıra gelmiyor mu?


..

14 Ocak 2011 Cuma

Yaşamadığım bir yaşa doğru yola çıkıyorum yarın..

Yarın benim için özel bir gün..
Yaşamadığım bir yaşa doğru yola çıkıyorum yarın..
Yaşımı söylerken bir sayı daha ilave edeceğim yarın..
Heyecanlıyım biraz.. birazda garip..
Bu kadar yılı tam istediğim gibi yaşadım mı bilmiyorum, yaşayan var mı onuda bilmiyorum
Başka türlüsünü bilseydim hayatım neye benzerdi bilmiyorum
Ailemin çocuğu değilde Japon bir ailenin çocuğu olarak doğsaydım bu günü nasıl yaşardım.. bilmiyorum
Yada yan komşunun çocuğu olsaydım nasıl biri olurdum bilmiyorum
Seçimlerimi farklı yapsaydım şimdi nerede olurdum.. bilmiyorum
Yanımda kimler olurdu bilmiyorum
Kimleri vazgeçilmezim yapardım onuda bilmiyorum
Farklı dostlarım olsaydı bana ne katarlardı bilmiyorum
Şimdiki işim yerine başka bir iş yapsaydım hayatım neye benzerdi bilmiyorum
Bilmek ne işime yarardı onuda bilmiyorum

Ama ben halimden memnunum.. bunu biliyorum..
Aza sahip olduğumda da, çoğa sahip olduğumda da..
Yoklukta da varlıkta da..
Yaşadığım her şey bugünkü aklımı algımı kazançlarımı sağladı.. konu neyse..
Kıymet bilmek başka nasıl açıklanabilir ki? varlığımıza, sahip olduklarımıza?

Bugün zihnime berraklık, ruhuma aydınlık, inancıma inanç hediye ettim kendime..
Ruhumun isteklerinden zihnimle eşleşmesini diledim.. Zihnimden kalbime uymasını..
Yeni dostluklar sonsuz sevgiler diledim..
Daha çok dostlarımla olacağım bu yıl, daha çok paylaşacağım zamanımı, yemeğimi, yüreğimi..
Daha fazla onurlandıracağım kendimi, ödüllendireceğim bütün niyetlerimi..
Sezgilerime daha çok adanacağım, istemediğim işleri, kişileri kendimden temizleyeceğim..
İçimde yardım sevdası var bu yıl, daha fazla yardım edeceğim paraya ihtiyacı olanlara değil yardıma ihtiyacı olanlara..
Daha çok gideceğim enerjisi yüksek yerlere, belki yabani otların üzerine belki şatodan bozma otellere belki kutsal mekanlara belki arkadaşımın kanepesine belki çok lüx bir restorana..
Yeni lezzetler tadacağım, yeni mekanlar keşfedeceğim..
Yeni heyecanlar, deneyimler yaşayacağım, yaşatacağım..
Daha fazla üretip daha fazla dinleneceğim..
Daha fazla gezip daha fazla dans edeceğim..

Hakettiğim hayatı daha fazla yaşayacağım.. güzel şeyler oluyor..daha çok farkedeceğim..
Bu yaşımda kendimi daha fazla şımartacağım...

Zaman akıyor.. her tık tık tık tık atışında ona zevkle meşkle eşik edeceğim..


Sevgiyle,

4 Ocak 2011 Salı

Bu yıl istediğimiz kişi olalım..


Değişik yaşayalım bu yılı.. Daha evvel hiç yaşamadığımız gibi.. Biliyorsunuz hep aynı şeyleri yaparsak hep aynı sonuçları alırız.. tersine bir beklenti deliliktir. Bu yıl farklı şeyler yapalım farklı sonuçlar almak için;

Bu yıl,

Acılardan, üzüntülerden, hayal kırıklıklarından, sonuçlanmayan durumlardan değil sevinçlerden, mutluluklardan, heyecanlardan, yolunda gidenlerden birşeyler  öğrenmeyi  deneyelim

Yaşarak öğrenmek yerine, kitaplardan, başka insanların deneyimlerinden, filmlerden, yanımızdan geçen birinin söylediği sözlerden gelen mesajlarla öğrenmeyi seçelim

"Neden olmuyor" yerine "Ne yaparsam olur" demeyi seçelim

Kendimizin en azılı düşmanı olmak yerine en yakın ve en şefkatli dostu olmayı seçelim

Başkalarına kucak açmak yerine açtığımız kollarla önce kendimizi kucaklayalım

"Yapmam lazım", "yapıcam", "yapamıyorum" laflarını bütünüyle lugatımızdan çıkartıp yerine "yapıyorum" demeyi seçelim

Başkalarına yardım ederken şimdi bana borçlusun zihniyeti yerine beklentisiz yardım edelim

En sevdiğimiz insanlara "seni daha fazla nasıl mutlu edebilirim?", "senin için ne yapabilirim?" diye soralım

5 yıldızlı oteller yerine rural turizmi (köy/kırsal turizmi) deneyelim

Kaymaya gitmek yerine yanardağ, buzul, bisiklet gibi konsept tur/turlar deneyelim

Aynı tarz renkler kıyafetler yerine tarzımızı değiştirelim tarz yaratalım

Annemizle Babamızla onları daha evvel hiç tanımıyormuş gibi sohbet edelim, merakla daha ne var onlarla ilgili körleştiğimiz, görmediğimiz.. keşfedelim

Mutsuz eden etrafımızdaki enerji vampiri arkadaşlarımız yerine çocukça doğallığımızla yanında güvenle duracağımız arkadaşlar edinelim

Her zaman yaptığımız yemekler yerine bu yıl bambaşka yemekler yapmayı öğrenelim

Saçımızı yıllardır aynı şekilde tarıyorsak bu yıl değiştirelim 

Elimizde yiyecek olduğunda sokakta gördüğümüz ilk kediyle köpekle paylaşalım

En çok neye açlık çekiyorsak verelim ki almayı hak edelim

Laf tüketmek yerine iş üretmeyi seçelim bu sene.. bu seneyi daha evvel yaşamadık değerlendirelim, mutlu olalım, olmayı seçelim...   bu seneyi bir sonraki yıl bulamayacağız.. kıymetini bilelim.....

Sevgiyle..