19 Aralık 2010 Pazar

Bana Rüyalarını Anlat..

Şu an hayatınızda hangi konudan sınavdasınız?  hayatınızda yeterli gelmeyen ne? daha iyi yapmak istediğiniz ne? daha tatmin olmak istediğiniz ne? daha iyi olmak istediğiniz ne? nerede ve kim olmak istiyorsunuz? bu ne ne ne........ iş? kariyer? finans? ilişkiler? sağlık? sosyal hayat? eğlence? fiziksel alan(ev, araba vs)? kişisel tatmin? Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz? evet siz! hala büyümeye devam ediyoruz.. o halde hayat devam ettikçe vizyonumuz olmalı... 

Geleceğimi anımsıyorum.. Pablo Picasso / ne güzel özetlemiş Picasso..
Herkes geçmişten ders almalısın der ama kimse geleceğin dersine çalışayım demez..Bugün facebook ta şöyle yazmıştım: okullarda tarih yanında gelecek dersi de konulmalı.. bir kişinin hayatında en önemli geçmesi gereken ders odur.. "bana rüyalarını anlat" demeli bir eğitici.. .çocuk/genç düşünmeli ve çalışmalı arkasından rüyalarının başkahramanı olarak ne yapmak istediğini.. ne olduğundan öte ne olmak istediğini.. Bu yazıya çok güzel yorumlar geldi.. teşekkürler herkese..


Biraz evvel nette dolaşırken süper bir yazı buldum.. hayret aslında başka bir konu için dolaşıyordum.. yazının  bir kısmını buraya yazacağım.. önce tesdüfe bak yahu dedim ama sonra doğruya tesadüf diye birşey yok diye düşündüm.. hayat böyle enteresan işte.. kalbinden ne geçerse unutup başka birşey ararken bile önüne çıkarıyor "buyur bakalım" diye..geleceğe nasıl tarih yazılır bakalım.. geçmişe nasıl anlam yüklersek geleceğimizi öyle şekillendiririz diyor yazar... 

Şimdi güzel yazıya bakalım neler diyor..


ZAMANLA İLİŞKİLERİ AÇISINDAN TARİH YAZICILIĞI
Tarih yazıcılığında yorumun kaçınılmazlığına inanıyorsak, bu bizi ayrı bir sorumluluğa da götürür: Yapacağımız, yaptığımız yorumların farkına varmak, bu yorumların insan yaşamı içinde anlamını düşünmek. Bu anlamla yüzleşebilmek. Tarih yazıcılığının insan kültüründeki yeri, bu yerdeki kendi yerimizi görmeye çalışmak.
Yorum zamana açık ya da kapalı olabilir. Heideggerr’in haklı olarak vurguladığı gibi, insan geçmişten geleceğe doğru gitmez. Gelecekten gelerek geçmişe doğru gider. Olanaklar varlığıdır çünkü. Geçmişe giderken olanaklarını tüketir. Bu açıdan geçmiş her zaman yeni yorumlara açıktır. Biraz çarpıcı bir söyleyişle: Geçmiş gelecekten gelir.
Zamanla ilişkileri, zamana tavırları bakımından dört tür tarih yazıcılığından söz edebiliriz,
1. Geçmişe yazılan tarih. Geçmişte kalan, geçmişi yaşayıp şimdiye, geleceğe çıkamayan, geçmişe sıkışmış tarih. Geçmişi zamanın üç boyutuna çekemeyen o dar alanda kalan, o dar alanda “çöküp kalan” tarih. Geçmişi şimdiyle, gelecekle yüzleştirmeyen tarih.
2. Şimdiye yazılan tarih. Şimdiye bakılıp, şimdiki yaşam için, geçmişi şimdiye malzeme yapıp kullanmayı amaçlayan “oportunist” yazıcılık. Popüler, politik, ideolojik, yazıcılığın tarih anlayışı budur.
3. Geleceğe yazılan tarih. Birazdan anlatılacak tarih anlayışı. Zamanın gelecekten geçmişe aktığını düşünen, açık uçlu (temporal) tarih yazıcılığı!
4. Zaman dışı tarih yazıcılığı. Tarihin zamansallığının (zeitlichkeit, temporality...) olmadığını, belli bir önceden çizilmiş senaryonun gerçekleştiğini söyleyen zaman anlayışı içindeki yazıcılık.
  
GELECEĞE YAZILAN TARİH
Tarih yazımı zaman içindedir. Açık uçludur. Çerçeve içinde yazılıyor tarih. Çerçevenin geleceğe taşınması, yeniden gözden geçirilmesi için açık uçlu tarih yazıcılığı gerekiyor.
“Geleceğe yazılan tarih” sözü, bir ütopyayı, belli bir erekselliği (teleology) çağrıştırabilir. Belli bir “ideolojik” amaçlı, bir öğretinin yönlendirdiği tarih yazımı akla gelebilir. “Geleceğin insanını düşünerek yazılan tarih” sözü de için de taşıdığı belirsizliklerden dolayı anlamlı değil. Geleceğe yazılan tarihin, bunlarla ilgisi yok.
Geleceğe yazılan tarih, belli bir zaman, hayat, ve insan anlayışından kaynaklanıyor. Yerleşik bir öğretinin savunuculuğunu yapmıyor.
1. Zaman gelecekten geçmişe doğru akar. İnsan bir olanaklar varlığıdır, bu olanaklarını gerçekleştirme özgürlüğüne sahiptir. Bu olanaklarıyla o, henüz gerçekleşmemiş olandır. Bu anlamıyla gelecektedir. Olanaklarını gerçekleştirdikçe geçmişe doğru ilerler. Tarih insanların gerçekleştirdikleri olanakların tarihidir. Konusu geçmişte ise de kendisi gelecektedir! Geçmişi yazma olanağı tükenmemiştir çünkü. Geçmiş bir kez yaşanmıştır. Bir defalıktır. Kazası yoktur! Ama yorumları bir defalık değildir. Geçmiş yeniden yorumlanma potansiyeli ile gelecektedir. Geleceğin geçmişteki bir olaya bakışı elbette şimdiki gibi olmayacaktır. Tarih açık uçlu ve çerçeve içinde yazılır. Çerçeveler değişir, yorumlar değişir. Gelecekten gelen zamanın geçmişe ne getireceği bilinemez! Ne gibi belgelerin ne gibi yorumlara yol açacağını önceden kestirme olanağımız yoktur. Geçmişi nasıl anladığımız, anlayacağımız geleceğin başımıza neler getireceği ile ilgilidir.
2. Hayat, canlılığını yeni yorumlarla kazanır. Hayatı her dem taze kılacak yorumlarla yaşayamazsanız kokuşursunuz. Tarih yazımı, hayatı canlı kılacak, geçmiş ile gelecek arasındaki köprüleri kurma sanatıdır. Hayatın tazeliği, geçmişi ile tazeliğidir. Hayatın yeni yorumlara gereksinimi vardır. Hayat, geçmişi ile hayat olduğuna göre, geçmişin yeni yorumlara gereksinimi vardır. Tarih yazıcılığı, hayatın devingenliğini besleyen yeni yorumlar ortaya koya bilmesi için kendini geleceğe açık tutmalıdır.
Yaşamak, geleceğe sorumlu olmak demektir. Bizden sonraki dünyadaki çirkinlikler, haksızlıklar, zulüm ve sömürü bizim şu ana sıkışmışlığımızdan gelebilir. Yazacağımız tarih, geleceğin insanının dünya kavrayışını etkileyecektir. Hayata olan borcumuz, bizi geleceğe borçlu kılıyor.
3. İnsan anımsayan bir varlık. Birey olarak aldığımızda bir geçmişi var, geçmişi hakkında değerlendirmeleri, yorumları var. Onun da bir anlamda tarihi var. Her anımsama bir yorum içerir. Belleğimiz süzerek oluşuyor. Yaşananlar yaşadığımız duruma göre süzgeçten geçiriliyor. Anımsamada yorum var. Anımsamada geleceğin rolü var. Gelecekten umudunu kesmiş birisinin anımsaması ile umut dolu birisinin anımsaması arasında anımsamanın yorumları açısından farklar olacaktır. Tarih yazımı da anımsamaya benzer. Neyi, neden, nasıl anımsayacağız? Güzel bir dünyada, farklı gelenekler ve dillerde, farklı insanların bir arada var olabilecekleri bir gelecek için yazılan tarih ile dünyayı sömürmeye yönelik, kendi değerlerimizi yüceltip, diğer değerleri küçümsediğimiz bir çerçeve içinde kotarılan tarih arasında fark olacaktır.
Ben tarih yazıcısı olarak hangi çerçevelerde çerçeve yazıyorum? Bu çerçeve açık mı geleceğe? Bu çerçeve içinde insanlığa hizmet edebilir miyim?
Hangi zamanın tarihçisiyim? Geçmişin, şimdinin mi? Zamanlar üstü, zamanın ötesi bir tarihçi miyim yoksa? Kendimi sorgulayacak, yenileyecek, geleceğe açık pencerelerim var mı?
Geleceğe yazılan tarih, tarihçinin kendini geleceğin mahkemesinde sorgulayabildiği tarihtir.

Alıntı:
Prof. Dr. Ahmet İnam
16.01.2006

Sevgiyle,
Yorum Gönder