29 Aralık 2010 Çarşamba

Ve Teslimiyet ..

Bu şarkıyla yazdım yazımı.. müziği oldukça güzel yada bana güzel.. sizde dinlemek isterseniz diye paylaşıyorum..



Happy New Year 2011 - Hindu Sanskrit Hymn for Peace.


Ve Teslimiyet ..

Yine geçiyor bir yıl..
Dakikalar geçmezken yılları durduramadık
Hep barış diledik dünyadan ama bir türlü kendimizle barışamadık
Huzur istedik ama kaosun hazzının yanında hep merakla durduk
Eskiyi sindiremeden yeni deneyimlerden bir şeyler öğrenmeyi umduk
Kilo vermek istedikçe daha çok yedik doyuramadık bir türlü içimizdeki boşluğu
Affetmek erdemdiri öğrendikçe küçümseyen tarafımıza çanak tuttuk
Öğrendikçe, yukarı çıkan bedeni ruhundan koparmaya çalıştık
Ruhu özgürleştirmek istedikçe başka ruhlara demirlemek için deli gibi can attık
Özgürleşmek istedikçe, sahipsizlikle ağır bir şekilde sınandık
Daha çok paraya sahip oldukça birde baktık ki… o sahibimiz olmuş
Güç istedikçe yüreğimizi en zayıf halka olarak bıraktık
Bedenimizi güzelleştirdikçe hala kendimizi neden beğenmediğimize kızdık
Tanrı ya yalvardık ama O’nun parçası olan kendimize sığınmayı akıl edemedik
Mücadeleyi önemsedikçe hep kendimizi savaşın içinde bulduk
Ve sonunda daha çok bildikçe hiç birşey bilemeyeceğimizi farkettik
Duyduk ruhumuzun gözyaşlarıyla gelen zihnimizin haykırışını…
Ve sonunda Teslim olduk..
Bir şeylere sahip olmayı bırakınca,
TESLİM olunca
Gördük ki
Anladık ki
Yaşadık ki
Akıntıda her şey olduğu gibi muhteşem!
Her şey olması gerektiği gibi görkemli!
Basitleştikte yaşamında alabildiğine kolaylaştığı, basitleştiği
Direnmedikçe uçsuz bucaksız özgürleştiğimizi
Parçası olduğumuzu anladıkça doğanın, yaşadığımızı
Doğallığın doğasını özünü özümüzü
Hiçlikteki sonsuz tatmini
Yiyecekle beslenmeyi bırakan ruhumuzun hafifliğini
Aynadaki gülen gözlerin yüzümüze vuran ışığını
Biricik ve farklı olmanın paha biçilmez değerini
Muhteşem özümüzle coşkulu buluşmamızı
Teslimiyet yasasıyla ruhun en önemli dersine girdik..
Neye direniyorsanız bugün şimdi teslim olun.. rahat bırakın uğraşmayın kendinizle, onunla..

Blokları, blokajları yıkın içinizden ki; yaşam akıtmak için yol bulsun konu neyse..
Ve… size koşmak için bekleyen mucizelere kollarınızı açın biraz daha biraz daha biraz daha biraz daha..
Sevgiyle,

19 Aralık 2010 Pazar

Bana Rüyalarını Anlat..

Şu an hayatınızda hangi konudan sınavdasınız?  hayatınızda yeterli gelmeyen ne? daha iyi yapmak istediğiniz ne? daha tatmin olmak istediğiniz ne? daha iyi olmak istediğiniz ne? nerede ve kim olmak istiyorsunuz? bu ne ne ne........ iş? kariyer? finans? ilişkiler? sağlık? sosyal hayat? eğlence? fiziksel alan(ev, araba vs)? kişisel tatmin? Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz? evet siz! hala büyümeye devam ediyoruz.. o halde hayat devam ettikçe vizyonumuz olmalı... 

Geleceğimi anımsıyorum.. Pablo Picasso / ne güzel özetlemiş Picasso..
Herkes geçmişten ders almalısın der ama kimse geleceğin dersine çalışayım demez..Bugün facebook ta şöyle yazmıştım: okullarda tarih yanında gelecek dersi de konulmalı.. bir kişinin hayatında en önemli geçmesi gereken ders odur.. "bana rüyalarını anlat" demeli bir eğitici.. .çocuk/genç düşünmeli ve çalışmalı arkasından rüyalarının başkahramanı olarak ne yapmak istediğini.. ne olduğundan öte ne olmak istediğini.. Bu yazıya çok güzel yorumlar geldi.. teşekkürler herkese..


Biraz evvel nette dolaşırken süper bir yazı buldum.. hayret aslında başka bir konu için dolaşıyordum.. yazının  bir kısmını buraya yazacağım.. önce tesdüfe bak yahu dedim ama sonra doğruya tesadüf diye birşey yok diye düşündüm.. hayat böyle enteresan işte.. kalbinden ne geçerse unutup başka birşey ararken bile önüne çıkarıyor "buyur bakalım" diye..geleceğe nasıl tarih yazılır bakalım.. geçmişe nasıl anlam yüklersek geleceğimizi öyle şekillendiririz diyor yazar... 

Şimdi güzel yazıya bakalım neler diyor..


ZAMANLA İLİŞKİLERİ AÇISINDAN TARİH YAZICILIĞI
Tarih yazıcılığında yorumun kaçınılmazlığına inanıyorsak, bu bizi ayrı bir sorumluluğa da götürür: Yapacağımız, yaptığımız yorumların farkına varmak, bu yorumların insan yaşamı içinde anlamını düşünmek. Bu anlamla yüzleşebilmek. Tarih yazıcılığının insan kültüründeki yeri, bu yerdeki kendi yerimizi görmeye çalışmak.
Yorum zamana açık ya da kapalı olabilir. Heideggerr’in haklı olarak vurguladığı gibi, insan geçmişten geleceğe doğru gitmez. Gelecekten gelerek geçmişe doğru gider. Olanaklar varlığıdır çünkü. Geçmişe giderken olanaklarını tüketir. Bu açıdan geçmiş her zaman yeni yorumlara açıktır. Biraz çarpıcı bir söyleyişle: Geçmiş gelecekten gelir.
Zamanla ilişkileri, zamana tavırları bakımından dört tür tarih yazıcılığından söz edebiliriz,
1. Geçmişe yazılan tarih. Geçmişte kalan, geçmişi yaşayıp şimdiye, geleceğe çıkamayan, geçmişe sıkışmış tarih. Geçmişi zamanın üç boyutuna çekemeyen o dar alanda kalan, o dar alanda “çöküp kalan” tarih. Geçmişi şimdiyle, gelecekle yüzleştirmeyen tarih.
2. Şimdiye yazılan tarih. Şimdiye bakılıp, şimdiki yaşam için, geçmişi şimdiye malzeme yapıp kullanmayı amaçlayan “oportunist” yazıcılık. Popüler, politik, ideolojik, yazıcılığın tarih anlayışı budur.
3. Geleceğe yazılan tarih. Birazdan anlatılacak tarih anlayışı. Zamanın gelecekten geçmişe aktığını düşünen, açık uçlu (temporal) tarih yazıcılığı!
4. Zaman dışı tarih yazıcılığı. Tarihin zamansallığının (zeitlichkeit, temporality...) olmadığını, belli bir önceden çizilmiş senaryonun gerçekleştiğini söyleyen zaman anlayışı içindeki yazıcılık.
  
GELECEĞE YAZILAN TARİH
Tarih yazımı zaman içindedir. Açık uçludur. Çerçeve içinde yazılıyor tarih. Çerçevenin geleceğe taşınması, yeniden gözden geçirilmesi için açık uçlu tarih yazıcılığı gerekiyor.
“Geleceğe yazılan tarih” sözü, bir ütopyayı, belli bir erekselliği (teleology) çağrıştırabilir. Belli bir “ideolojik” amaçlı, bir öğretinin yönlendirdiği tarih yazımı akla gelebilir. “Geleceğin insanını düşünerek yazılan tarih” sözü de için de taşıdığı belirsizliklerden dolayı anlamlı değil. Geleceğe yazılan tarihin, bunlarla ilgisi yok.
Geleceğe yazılan tarih, belli bir zaman, hayat, ve insan anlayışından kaynaklanıyor. Yerleşik bir öğretinin savunuculuğunu yapmıyor.
1. Zaman gelecekten geçmişe doğru akar. İnsan bir olanaklar varlığıdır, bu olanaklarını gerçekleştirme özgürlüğüne sahiptir. Bu olanaklarıyla o, henüz gerçekleşmemiş olandır. Bu anlamıyla gelecektedir. Olanaklarını gerçekleştirdikçe geçmişe doğru ilerler. Tarih insanların gerçekleştirdikleri olanakların tarihidir. Konusu geçmişte ise de kendisi gelecektedir! Geçmişi yazma olanağı tükenmemiştir çünkü. Geçmiş bir kez yaşanmıştır. Bir defalıktır. Kazası yoktur! Ama yorumları bir defalık değildir. Geçmiş yeniden yorumlanma potansiyeli ile gelecektedir. Geleceğin geçmişteki bir olaya bakışı elbette şimdiki gibi olmayacaktır. Tarih açık uçlu ve çerçeve içinde yazılır. Çerçeveler değişir, yorumlar değişir. Gelecekten gelen zamanın geçmişe ne getireceği bilinemez! Ne gibi belgelerin ne gibi yorumlara yol açacağını önceden kestirme olanağımız yoktur. Geçmişi nasıl anladığımız, anlayacağımız geleceğin başımıza neler getireceği ile ilgilidir.
2. Hayat, canlılığını yeni yorumlarla kazanır. Hayatı her dem taze kılacak yorumlarla yaşayamazsanız kokuşursunuz. Tarih yazımı, hayatı canlı kılacak, geçmiş ile gelecek arasındaki köprüleri kurma sanatıdır. Hayatın tazeliği, geçmişi ile tazeliğidir. Hayatın yeni yorumlara gereksinimi vardır. Hayat, geçmişi ile hayat olduğuna göre, geçmişin yeni yorumlara gereksinimi vardır. Tarih yazıcılığı, hayatın devingenliğini besleyen yeni yorumlar ortaya koya bilmesi için kendini geleceğe açık tutmalıdır.
Yaşamak, geleceğe sorumlu olmak demektir. Bizden sonraki dünyadaki çirkinlikler, haksızlıklar, zulüm ve sömürü bizim şu ana sıkışmışlığımızdan gelebilir. Yazacağımız tarih, geleceğin insanının dünya kavrayışını etkileyecektir. Hayata olan borcumuz, bizi geleceğe borçlu kılıyor.
3. İnsan anımsayan bir varlık. Birey olarak aldığımızda bir geçmişi var, geçmişi hakkında değerlendirmeleri, yorumları var. Onun da bir anlamda tarihi var. Her anımsama bir yorum içerir. Belleğimiz süzerek oluşuyor. Yaşananlar yaşadığımız duruma göre süzgeçten geçiriliyor. Anımsamada yorum var. Anımsamada geleceğin rolü var. Gelecekten umudunu kesmiş birisinin anımsaması ile umut dolu birisinin anımsaması arasında anımsamanın yorumları açısından farklar olacaktır. Tarih yazımı da anımsamaya benzer. Neyi, neden, nasıl anımsayacağız? Güzel bir dünyada, farklı gelenekler ve dillerde, farklı insanların bir arada var olabilecekleri bir gelecek için yazılan tarih ile dünyayı sömürmeye yönelik, kendi değerlerimizi yüceltip, diğer değerleri küçümsediğimiz bir çerçeve içinde kotarılan tarih arasında fark olacaktır.
Ben tarih yazıcısı olarak hangi çerçevelerde çerçeve yazıyorum? Bu çerçeve açık mı geleceğe? Bu çerçeve içinde insanlığa hizmet edebilir miyim?
Hangi zamanın tarihçisiyim? Geçmişin, şimdinin mi? Zamanlar üstü, zamanın ötesi bir tarihçi miyim yoksa? Kendimi sorgulayacak, yenileyecek, geleceğe açık pencerelerim var mı?
Geleceğe yazılan tarih, tarihçinin kendini geleceğin mahkemesinde sorgulayabildiği tarihtir.

Alıntı:
Prof. Dr. Ahmet İnam
16.01.2006

Sevgiyle,

12 Aralık 2010 Pazar

Dünyanızda acaip olan ne?

Ne acaip bir dünya diyenlerin acaip dünyaları olduğunu görürüm hep.. bu dünyanın acaip olduğunu hangi bildiği başka dünyalarla kıyaslayabilir ki insan? "ne acaip dünyam var" demek daha anlamlı olmaz mı?  toptan acaiplikleirmiz var hepimizin aslında...
mesela,

herkes daha çok sevilmek ister ama daha fazla sevmek aklına gelmez
herkes mutlu yaşamak ister ama neyle mutlu olduğunu/olacağını bilmez
herkes milli piyangodan bir anda milyonlar kazanmak ister ama kimse bu parayla ne yapacağını bilmez
herkes güzel bir hayat ister ama önce kendi hayatını neyle güzelleştireceğini bilmez
herkes toplumdan şikayet eder ama aslında onun bir parçası olduğunu görmez
herkes önce sağlık diler ama sağlığıyla sadece bozulunca ilgilenir
herkes bir gün küçük bir kasabada yaşamak ister ama onu şimdi yapmasına engel ne bilmez
herkes değerlerine saygı bekler ama başkasının değerlerine biti kadar değer vermez
herkes umut yolcusudur ama yolun sonunda ne umduğunu bilmez
herkes mükemmel partner ister ama "mükemmel kadın/erkek beni neden seçsin ki" kısmını hiç düşünmez
herkes kendini doğru görür ama başkasınında doğrusu olabileceğini sindirmez
herkes rahat yaşamak ister ama onları neyin rahatlattığını yada rahat bir hayat gerçekten nedir bilmez
herkes bir yabancı dil muuuutlaka öğrenmek ister ama bunu hangi neden için istediğini bilmez
herkes çocuklarına kötü davranılsın istemez ama en kötü kendileri davranır görmez
herkes başkaları düzelsin ister ama kendi eğrilerini kendi bakışlarıyla doğru görür, bilmez
herkes başkasından anlayış bekler ama onları anlamak aklına gelmez
herkes bir gün mutlu olmak istediğini söyler ama o bir günün bugün olduğunu görmez
herkes okul birincisi olmak ister ama okul birincilerinin yetersiz bir iş hayatı olduğunu bilmez
herkes iq sunun yüksek olmasını ister ama iq nun mutluluk ve başarı getirmeyeceğini bilmez
herkes çok düşünürse işin içinden çıkacağını zanneder ama çok detaya inmek çözümden uzaklaştırır bilmez
herkes param olsa kendi işimi yaparım der ama para olunca onu herkes yapar meziyet değildir bilmez
herkes çok çalışınca çok kazanacağını zanneder ama çalıştırması gereken bedeni değil kafasıdır görmez
herkes çok bilince daha değerli olacağını zanneder ama yaşamında neyin kendisine değer kattığını bilmez
birde herkes cennete gitmek ister ama kimse ölmek istemez:)

böyle bir acaipiz işte............

Sevgiyle,

10 Aralık 2010 Cuma

Biraz iş biraz ev

Yoğun bir haftadan sonra bugün evdeyim. Dün 2 grup vardı ve 12 saat boyunca ayakta eğitim vermek biraz yorsa da sanırım bu keyfi başka hiçbir 12 saat veremezdi bana.. işimi sevmek bazen taparcasına bağlanmak beni korkutuyor.. bağlanma kelimesi pek haz ettiğim bir kelimede değil aslında. Ne bir nesneye ne bir duruma.. değişkenlik ruhumu besliyor diğeri aynılık monotonluk yada yerinde sayma duygusu veriyor. İşimde yenilenmek, yeni birşey katmak, yeni birşey öğrenmek ve bunu paylaşmak çok heyecan veriyor bana. O zaman yüreğim ağzımda atıyor sanki. İşe bağlanmak başka zamanlardan çalmak olmamalı.. elbette.. o zaman işi suçlu sandalyesine oturtuyosunuz.. insan sevdiğini suçlu sandalyesine oturtmamalı, bunu yakıştırmamalı bile değilmi?..bu yüzden dont work harder, work smarter felsefesi benim iş hayatımın özeti.. mutluyum.. yaşamda herşey dengede güzel.. mutluluğun ifadesi.. denge..denge..denge..denge.....  

Dün blogumda yazdığım yazılar yan sütunda dikkatimi çekti.. yazıların her ay 4 er adet olduğunu gördüm. Enteresan geldi.. tamamen tesadüf .. Ağustosta başlamıştım yazmaya..  her hafta bir yazı gibi olmuş.. Sanırım 4 ayın 4 er yazısı bu ay sona erecek:)

sevgiyle..

8 Aralık 2010 Çarşamba

9 Kehanet - The Celestine Prophecy


Dün yıllar önce okuduğum bu kitabın filmini buldum internette. İzledim.. şimdiki bilinç düzeyimle daha bir anlamlı geldi. Herkesin yaşadığı hayata bakarak zaman buldukça "neler oluyor" dediği anlar olmuştur. Enerji konusu dışardan ilgilendiğim ama içine pek girmek istemediğim bir konu. Aslında herşeyin bir enerjisi olduğunu hatta canlı cansız bilmek bazen enteresan geliyor. Bazen arabayla giderken etrafta herşeyin bir enerjisi hatta ruhu olduğunu düşünürüm. Ağaçların, kuşların, elektrik direğinin, köprünün, içinde insan taşıyan arabaların, tuttuğum direksiyonun vs vs.. böyle hissetmek böyle görmek herşeyin yaşadığını anlatıyor sanki.. ve herşey yaşıyor.. ayrıca evrende hiçbirşeyin enerjisi kaybolmuyor sadece yer değiştiriyor.. 
kendimize döndüğümüzde, düşüncelerin enerjisi, duyguların enerjisine dönüşüyor, duyguların ki davranışın enerjisine.. düşünceyi yaratan yine dış dünyanın bize hatırlattıkları; olaylarla, insanlarla, deneyimlerle yada bulduğu herhangi bir yolla.. 
Ben herzaman düşünceleri kontrol edersek iyi yaşarız tezini savunurum.  
Duygu ve davranış tamamen düşüncelerin kölesi. Yaşanılan herşeyi ona yüklediğimiz duygusal enerjiyle projekte edebiliriz. İstenmeyen bir duyguyla kendimizi yakalarsak dönüp düşünceye ayar yapmamız gerekir. Ben bunu Sokratik metod da denen (Method of Elenchus or Socratic Debate) yöntemle yani mantık seviyesinde sorular sorarak mantıksız olanları eleyerek yapabiliyorum. Düşünce değişince duyguda arkasından geliyor ve hayata davranış olarak yansıyor. 
hayatın içinde herşey olması gerektiği gibi gidiyor.. dışardan bakabilmek ve olabildiğince akışta hayatla bütünleşmek herkesin isteyebileceği bir yoldur. Bu yolculuğu enerjiyi doğru kullanarak daha yaşanılır kılmak olası. Yaşanılan istenmeyen şeylere "dur bakalım" deyip ona yüklediğimiz negatif duygusal enerjiden kısa zamanda kurtulmak mümkün. En azından kendimizi gerçekleştirmek için buna ihtiyacımız var.
Şimdi 9 kehanetin söylediklerine bakalım.

9 Kehanet - The Celestine Prophecy
 
1- Tesadüflerin ve eş zamanlı karşılaşmaların aslında hep bir nedeninin olduğu gizemlerle dolu bir dünyada yaşadığımızı keşfediyoruz.

2- Bu gizemin farkına vardıkça, dünyaya farklı bir gözle bakmaya başlayacağız enerjiden oluşan, kutsal bir dünya olarak.

3- Etrafımızdaki herşeyin kaynağının ilahi enerji olduğunu görüp anlamaya başlayacağız.

4- Bu perspektifle, insanların aslında kendilerini hep tehlikede ve bu kutsal kaynaktan kopuk hissettiklerini göreceğiz ve birbirlerini kontrol etmeye çalışarak, birbirlerinin enerjilerini almaya çalıştıklarını da. Çatışmanın kaynağı budur.

5- Çözüm, kutsal enerjiyle kişisel bağlantı kurmak, içimizi sınırsız enerji ve sevgi dolduracak gizemli dönüşümü yaşamak ve bu deneyimin farkındalığımızı arttırımıyla da bizleri Yüksekbenliklerimizle buluşturmasından geçmektedir.

6- Bu farkındalıkla, kontrol etme arzularımızı serbest bırakacağız ve misyonumuzu, burda olma nedemizi keşfedeceğiz: Burada insanlığın tekamülü ve yeni bir gerçeklik seviyesine taşınması için bulunmaktayız.

7- Bu görevin gerçekleşmesi esnasında, sezgilerimizin biz yol göstereceğini ve olumlu düşündüğümüz sürece, görevimize destek olacak, kapıları bizlere açacak tesadüfler akışının gerçekleştiğini göreceğiz.

8- Yeterince kişi bu tekamül sürecine girdiğinde, karşılaşmalarında birbirlerinin yüksekbenliklerine enerji yolladıklarında bedenlerimizin daha yüksek farkındalık ve titreşime doğru tekamül ettiği yepyeni bir kültür yaratmış olacağız.
 

9- Bu şekilde, Big Bang'den beri yaşamın temel amaç yolculuğunda yer almış oluruz: bedenlerimizi enerjiyle doldurmak taa ki dünyada yaşayacağımız cenneti görene dek.

Sevgiyle