29 Aralık 2010 Çarşamba

Ve Teslimiyet ..

Bu şarkıyla yazdım yazımı.. müziği oldukça güzel yada bana güzel.. sizde dinlemek isterseniz diye paylaşıyorum..



Happy New Year 2011 - Hindu Sanskrit Hymn for Peace.


Ve Teslimiyet ..

Yine geçiyor bir yıl..
Dakikalar geçmezken yılları durduramadık
Hep barış diledik dünyadan ama bir türlü kendimizle barışamadık
Huzur istedik ama kaosun hazzının yanında hep merakla durduk
Eskiyi sindiremeden yeni deneyimlerden bir şeyler öğrenmeyi umduk
Kilo vermek istedikçe daha çok yedik doyuramadık bir türlü içimizdeki boşluğu
Affetmek erdemdiri öğrendikçe küçümseyen tarafımıza çanak tuttuk
Öğrendikçe, yukarı çıkan bedeni ruhundan koparmaya çalıştık
Ruhu özgürleştirmek istedikçe başka ruhlara demirlemek için deli gibi can attık
Özgürleşmek istedikçe, sahipsizlikle ağır bir şekilde sınandık
Daha çok paraya sahip oldukça birde baktık ki… o sahibimiz olmuş
Güç istedikçe yüreğimizi en zayıf halka olarak bıraktık
Bedenimizi güzelleştirdikçe hala kendimizi neden beğenmediğimize kızdık
Tanrı ya yalvardık ama O’nun parçası olan kendimize sığınmayı akıl edemedik
Mücadeleyi önemsedikçe hep kendimizi savaşın içinde bulduk
Ve sonunda daha çok bildikçe hiç birşey bilemeyeceğimizi farkettik
Duyduk ruhumuzun gözyaşlarıyla gelen zihnimizin haykırışını…
Ve sonunda Teslim olduk..
Bir şeylere sahip olmayı bırakınca,
TESLİM olunca
Gördük ki
Anladık ki
Yaşadık ki
Akıntıda her şey olduğu gibi muhteşem!
Her şey olması gerektiği gibi görkemli!
Basitleştikte yaşamında alabildiğine kolaylaştığı, basitleştiği
Direnmedikçe uçsuz bucaksız özgürleştiğimizi
Parçası olduğumuzu anladıkça doğanın, yaşadığımızı
Doğallığın doğasını özünü özümüzü
Hiçlikteki sonsuz tatmini
Yiyecekle beslenmeyi bırakan ruhumuzun hafifliğini
Aynadaki gülen gözlerin yüzümüze vuran ışığını
Biricik ve farklı olmanın paha biçilmez değerini
Muhteşem özümüzle coşkulu buluşmamızı
Teslimiyet yasasıyla ruhun en önemli dersine girdik..
Neye direniyorsanız bugün şimdi teslim olun.. rahat bırakın uğraşmayın kendinizle, onunla..

Blokları, blokajları yıkın içinizden ki; yaşam akıtmak için yol bulsun konu neyse..
Ve… size koşmak için bekleyen mucizelere kollarınızı açın biraz daha biraz daha biraz daha biraz daha..
Sevgiyle,

19 Aralık 2010 Pazar

Bana Rüyalarını Anlat..

Şu an hayatınızda hangi konudan sınavdasınız?  hayatınızda yeterli gelmeyen ne? daha iyi yapmak istediğiniz ne? daha tatmin olmak istediğiniz ne? daha iyi olmak istediğiniz ne? nerede ve kim olmak istiyorsunuz? bu ne ne ne........ iş? kariyer? finans? ilişkiler? sağlık? sosyal hayat? eğlence? fiziksel alan(ev, araba vs)? kişisel tatmin? Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz? evet siz! hala büyümeye devam ediyoruz.. o halde hayat devam ettikçe vizyonumuz olmalı... 

Geleceğimi anımsıyorum.. Pablo Picasso / ne güzel özetlemiş Picasso..
Herkes geçmişten ders almalısın der ama kimse geleceğin dersine çalışayım demez..Bugün facebook ta şöyle yazmıştım: okullarda tarih yanında gelecek dersi de konulmalı.. bir kişinin hayatında en önemli geçmesi gereken ders odur.. "bana rüyalarını anlat" demeli bir eğitici.. .çocuk/genç düşünmeli ve çalışmalı arkasından rüyalarının başkahramanı olarak ne yapmak istediğini.. ne olduğundan öte ne olmak istediğini.. Bu yazıya çok güzel yorumlar geldi.. teşekkürler herkese..


Biraz evvel nette dolaşırken süper bir yazı buldum.. hayret aslında başka bir konu için dolaşıyordum.. yazının  bir kısmını buraya yazacağım.. önce tesdüfe bak yahu dedim ama sonra doğruya tesadüf diye birşey yok diye düşündüm.. hayat böyle enteresan işte.. kalbinden ne geçerse unutup başka birşey ararken bile önüne çıkarıyor "buyur bakalım" diye..geleceğe nasıl tarih yazılır bakalım.. geçmişe nasıl anlam yüklersek geleceğimizi öyle şekillendiririz diyor yazar... 

Şimdi güzel yazıya bakalım neler diyor..


ZAMANLA İLİŞKİLERİ AÇISINDAN TARİH YAZICILIĞI
Tarih yazıcılığında yorumun kaçınılmazlığına inanıyorsak, bu bizi ayrı bir sorumluluğa da götürür: Yapacağımız, yaptığımız yorumların farkına varmak, bu yorumların insan yaşamı içinde anlamını düşünmek. Bu anlamla yüzleşebilmek. Tarih yazıcılığının insan kültüründeki yeri, bu yerdeki kendi yerimizi görmeye çalışmak.
Yorum zamana açık ya da kapalı olabilir. Heideggerr’in haklı olarak vurguladığı gibi, insan geçmişten geleceğe doğru gitmez. Gelecekten gelerek geçmişe doğru gider. Olanaklar varlığıdır çünkü. Geçmişe giderken olanaklarını tüketir. Bu açıdan geçmiş her zaman yeni yorumlara açıktır. Biraz çarpıcı bir söyleyişle: Geçmiş gelecekten gelir.
Zamanla ilişkileri, zamana tavırları bakımından dört tür tarih yazıcılığından söz edebiliriz,
1. Geçmişe yazılan tarih. Geçmişte kalan, geçmişi yaşayıp şimdiye, geleceğe çıkamayan, geçmişe sıkışmış tarih. Geçmişi zamanın üç boyutuna çekemeyen o dar alanda kalan, o dar alanda “çöküp kalan” tarih. Geçmişi şimdiyle, gelecekle yüzleştirmeyen tarih.
2. Şimdiye yazılan tarih. Şimdiye bakılıp, şimdiki yaşam için, geçmişi şimdiye malzeme yapıp kullanmayı amaçlayan “oportunist” yazıcılık. Popüler, politik, ideolojik, yazıcılığın tarih anlayışı budur.
3. Geleceğe yazılan tarih. Birazdan anlatılacak tarih anlayışı. Zamanın gelecekten geçmişe aktığını düşünen, açık uçlu (temporal) tarih yazıcılığı!
4. Zaman dışı tarih yazıcılığı. Tarihin zamansallığının (zeitlichkeit, temporality...) olmadığını, belli bir önceden çizilmiş senaryonun gerçekleştiğini söyleyen zaman anlayışı içindeki yazıcılık.
  
GELECEĞE YAZILAN TARİH
Tarih yazımı zaman içindedir. Açık uçludur. Çerçeve içinde yazılıyor tarih. Çerçevenin geleceğe taşınması, yeniden gözden geçirilmesi için açık uçlu tarih yazıcılığı gerekiyor.
“Geleceğe yazılan tarih” sözü, bir ütopyayı, belli bir erekselliği (teleology) çağrıştırabilir. Belli bir “ideolojik” amaçlı, bir öğretinin yönlendirdiği tarih yazımı akla gelebilir. “Geleceğin insanını düşünerek yazılan tarih” sözü de için de taşıdığı belirsizliklerden dolayı anlamlı değil. Geleceğe yazılan tarihin, bunlarla ilgisi yok.
Geleceğe yazılan tarih, belli bir zaman, hayat, ve insan anlayışından kaynaklanıyor. Yerleşik bir öğretinin savunuculuğunu yapmıyor.
1. Zaman gelecekten geçmişe doğru akar. İnsan bir olanaklar varlığıdır, bu olanaklarını gerçekleştirme özgürlüğüne sahiptir. Bu olanaklarıyla o, henüz gerçekleşmemiş olandır. Bu anlamıyla gelecektedir. Olanaklarını gerçekleştirdikçe geçmişe doğru ilerler. Tarih insanların gerçekleştirdikleri olanakların tarihidir. Konusu geçmişte ise de kendisi gelecektedir! Geçmişi yazma olanağı tükenmemiştir çünkü. Geçmiş bir kez yaşanmıştır. Bir defalıktır. Kazası yoktur! Ama yorumları bir defalık değildir. Geçmiş yeniden yorumlanma potansiyeli ile gelecektedir. Geleceğin geçmişteki bir olaya bakışı elbette şimdiki gibi olmayacaktır. Tarih açık uçlu ve çerçeve içinde yazılır. Çerçeveler değişir, yorumlar değişir. Gelecekten gelen zamanın geçmişe ne getireceği bilinemez! Ne gibi belgelerin ne gibi yorumlara yol açacağını önceden kestirme olanağımız yoktur. Geçmişi nasıl anladığımız, anlayacağımız geleceğin başımıza neler getireceği ile ilgilidir.
2. Hayat, canlılığını yeni yorumlarla kazanır. Hayatı her dem taze kılacak yorumlarla yaşayamazsanız kokuşursunuz. Tarih yazımı, hayatı canlı kılacak, geçmiş ile gelecek arasındaki köprüleri kurma sanatıdır. Hayatın tazeliği, geçmişi ile tazeliğidir. Hayatın yeni yorumlara gereksinimi vardır. Hayat, geçmişi ile hayat olduğuna göre, geçmişin yeni yorumlara gereksinimi vardır. Tarih yazıcılığı, hayatın devingenliğini besleyen yeni yorumlar ortaya koya bilmesi için kendini geleceğe açık tutmalıdır.
Yaşamak, geleceğe sorumlu olmak demektir. Bizden sonraki dünyadaki çirkinlikler, haksızlıklar, zulüm ve sömürü bizim şu ana sıkışmışlığımızdan gelebilir. Yazacağımız tarih, geleceğin insanının dünya kavrayışını etkileyecektir. Hayata olan borcumuz, bizi geleceğe borçlu kılıyor.
3. İnsan anımsayan bir varlık. Birey olarak aldığımızda bir geçmişi var, geçmişi hakkında değerlendirmeleri, yorumları var. Onun da bir anlamda tarihi var. Her anımsama bir yorum içerir. Belleğimiz süzerek oluşuyor. Yaşananlar yaşadığımız duruma göre süzgeçten geçiriliyor. Anımsamada yorum var. Anımsamada geleceğin rolü var. Gelecekten umudunu kesmiş birisinin anımsaması ile umut dolu birisinin anımsaması arasında anımsamanın yorumları açısından farklar olacaktır. Tarih yazımı da anımsamaya benzer. Neyi, neden, nasıl anımsayacağız? Güzel bir dünyada, farklı gelenekler ve dillerde, farklı insanların bir arada var olabilecekleri bir gelecek için yazılan tarih ile dünyayı sömürmeye yönelik, kendi değerlerimizi yüceltip, diğer değerleri küçümsediğimiz bir çerçeve içinde kotarılan tarih arasında fark olacaktır.
Ben tarih yazıcısı olarak hangi çerçevelerde çerçeve yazıyorum? Bu çerçeve açık mı geleceğe? Bu çerçeve içinde insanlığa hizmet edebilir miyim?
Hangi zamanın tarihçisiyim? Geçmişin, şimdinin mi? Zamanlar üstü, zamanın ötesi bir tarihçi miyim yoksa? Kendimi sorgulayacak, yenileyecek, geleceğe açık pencerelerim var mı?
Geleceğe yazılan tarih, tarihçinin kendini geleceğin mahkemesinde sorgulayabildiği tarihtir.

Alıntı:
Prof. Dr. Ahmet İnam
16.01.2006

Sevgiyle,

12 Aralık 2010 Pazar

Dünyanızda acaip olan ne?

Ne acaip bir dünya diyenlerin acaip dünyaları olduğunu görürüm hep.. bu dünyanın acaip olduğunu hangi bildiği başka dünyalarla kıyaslayabilir ki insan? "ne acaip dünyam var" demek daha anlamlı olmaz mı?  toptan acaiplikleirmiz var hepimizin aslında...
mesela,

herkes daha çok sevilmek ister ama daha fazla sevmek aklına gelmez
herkes mutlu yaşamak ister ama neyle mutlu olduğunu/olacağını bilmez
herkes milli piyangodan bir anda milyonlar kazanmak ister ama kimse bu parayla ne yapacağını bilmez
herkes güzel bir hayat ister ama önce kendi hayatını neyle güzelleştireceğini bilmez
herkes toplumdan şikayet eder ama aslında onun bir parçası olduğunu görmez
herkes önce sağlık diler ama sağlığıyla sadece bozulunca ilgilenir
herkes bir gün küçük bir kasabada yaşamak ister ama onu şimdi yapmasına engel ne bilmez
herkes değerlerine saygı bekler ama başkasının değerlerine biti kadar değer vermez
herkes umut yolcusudur ama yolun sonunda ne umduğunu bilmez
herkes mükemmel partner ister ama "mükemmel kadın/erkek beni neden seçsin ki" kısmını hiç düşünmez
herkes kendini doğru görür ama başkasınında doğrusu olabileceğini sindirmez
herkes rahat yaşamak ister ama onları neyin rahatlattığını yada rahat bir hayat gerçekten nedir bilmez
herkes bir yabancı dil muuuutlaka öğrenmek ister ama bunu hangi neden için istediğini bilmez
herkes çocuklarına kötü davranılsın istemez ama en kötü kendileri davranır görmez
herkes başkaları düzelsin ister ama kendi eğrilerini kendi bakışlarıyla doğru görür, bilmez
herkes başkasından anlayış bekler ama onları anlamak aklına gelmez
herkes bir gün mutlu olmak istediğini söyler ama o bir günün bugün olduğunu görmez
herkes okul birincisi olmak ister ama okul birincilerinin yetersiz bir iş hayatı olduğunu bilmez
herkes iq sunun yüksek olmasını ister ama iq nun mutluluk ve başarı getirmeyeceğini bilmez
herkes çok düşünürse işin içinden çıkacağını zanneder ama çok detaya inmek çözümden uzaklaştırır bilmez
herkes param olsa kendi işimi yaparım der ama para olunca onu herkes yapar meziyet değildir bilmez
herkes çok çalışınca çok kazanacağını zanneder ama çalıştırması gereken bedeni değil kafasıdır görmez
herkes çok bilince daha değerli olacağını zanneder ama yaşamında neyin kendisine değer kattığını bilmez
birde herkes cennete gitmek ister ama kimse ölmek istemez:)

böyle bir acaipiz işte............

Sevgiyle,

10 Aralık 2010 Cuma

Biraz iş biraz ev

Yoğun bir haftadan sonra bugün evdeyim. Dün 2 grup vardı ve 12 saat boyunca ayakta eğitim vermek biraz yorsa da sanırım bu keyfi başka hiçbir 12 saat veremezdi bana.. işimi sevmek bazen taparcasına bağlanmak beni korkutuyor.. bağlanma kelimesi pek haz ettiğim bir kelimede değil aslında. Ne bir nesneye ne bir duruma.. değişkenlik ruhumu besliyor diğeri aynılık monotonluk yada yerinde sayma duygusu veriyor. İşimde yenilenmek, yeni birşey katmak, yeni birşey öğrenmek ve bunu paylaşmak çok heyecan veriyor bana. O zaman yüreğim ağzımda atıyor sanki. İşe bağlanmak başka zamanlardan çalmak olmamalı.. elbette.. o zaman işi suçlu sandalyesine oturtuyosunuz.. insan sevdiğini suçlu sandalyesine oturtmamalı, bunu yakıştırmamalı bile değilmi?..bu yüzden dont work harder, work smarter felsefesi benim iş hayatımın özeti.. mutluyum.. yaşamda herşey dengede güzel.. mutluluğun ifadesi.. denge..denge..denge..denge.....  

Dün blogumda yazdığım yazılar yan sütunda dikkatimi çekti.. yazıların her ay 4 er adet olduğunu gördüm. Enteresan geldi.. tamamen tesadüf .. Ağustosta başlamıştım yazmaya..  her hafta bir yazı gibi olmuş.. Sanırım 4 ayın 4 er yazısı bu ay sona erecek:)

sevgiyle..

8 Aralık 2010 Çarşamba

9 Kehanet - The Celestine Prophecy


Dün yıllar önce okuduğum bu kitabın filmini buldum internette. İzledim.. şimdiki bilinç düzeyimle daha bir anlamlı geldi. Herkesin yaşadığı hayata bakarak zaman buldukça "neler oluyor" dediği anlar olmuştur. Enerji konusu dışardan ilgilendiğim ama içine pek girmek istemediğim bir konu. Aslında herşeyin bir enerjisi olduğunu hatta canlı cansız bilmek bazen enteresan geliyor. Bazen arabayla giderken etrafta herşeyin bir enerjisi hatta ruhu olduğunu düşünürüm. Ağaçların, kuşların, elektrik direğinin, köprünün, içinde insan taşıyan arabaların, tuttuğum direksiyonun vs vs.. böyle hissetmek böyle görmek herşeyin yaşadığını anlatıyor sanki.. ve herşey yaşıyor.. ayrıca evrende hiçbirşeyin enerjisi kaybolmuyor sadece yer değiştiriyor.. 
kendimize döndüğümüzde, düşüncelerin enerjisi, duyguların enerjisine dönüşüyor, duyguların ki davranışın enerjisine.. düşünceyi yaratan yine dış dünyanın bize hatırlattıkları; olaylarla, insanlarla, deneyimlerle yada bulduğu herhangi bir yolla.. 
Ben herzaman düşünceleri kontrol edersek iyi yaşarız tezini savunurum.  
Duygu ve davranış tamamen düşüncelerin kölesi. Yaşanılan herşeyi ona yüklediğimiz duygusal enerjiyle projekte edebiliriz. İstenmeyen bir duyguyla kendimizi yakalarsak dönüp düşünceye ayar yapmamız gerekir. Ben bunu Sokratik metod da denen (Method of Elenchus or Socratic Debate) yöntemle yani mantık seviyesinde sorular sorarak mantıksız olanları eleyerek yapabiliyorum. Düşünce değişince duyguda arkasından geliyor ve hayata davranış olarak yansıyor. 
hayatın içinde herşey olması gerektiği gibi gidiyor.. dışardan bakabilmek ve olabildiğince akışta hayatla bütünleşmek herkesin isteyebileceği bir yoldur. Bu yolculuğu enerjiyi doğru kullanarak daha yaşanılır kılmak olası. Yaşanılan istenmeyen şeylere "dur bakalım" deyip ona yüklediğimiz negatif duygusal enerjiden kısa zamanda kurtulmak mümkün. En azından kendimizi gerçekleştirmek için buna ihtiyacımız var.
Şimdi 9 kehanetin söylediklerine bakalım.

9 Kehanet - The Celestine Prophecy
 
1- Tesadüflerin ve eş zamanlı karşılaşmaların aslında hep bir nedeninin olduğu gizemlerle dolu bir dünyada yaşadığımızı keşfediyoruz.

2- Bu gizemin farkına vardıkça, dünyaya farklı bir gözle bakmaya başlayacağız enerjiden oluşan, kutsal bir dünya olarak.

3- Etrafımızdaki herşeyin kaynağının ilahi enerji olduğunu görüp anlamaya başlayacağız.

4- Bu perspektifle, insanların aslında kendilerini hep tehlikede ve bu kutsal kaynaktan kopuk hissettiklerini göreceğiz ve birbirlerini kontrol etmeye çalışarak, birbirlerinin enerjilerini almaya çalıştıklarını da. Çatışmanın kaynağı budur.

5- Çözüm, kutsal enerjiyle kişisel bağlantı kurmak, içimizi sınırsız enerji ve sevgi dolduracak gizemli dönüşümü yaşamak ve bu deneyimin farkındalığımızı arttırımıyla da bizleri Yüksekbenliklerimizle buluşturmasından geçmektedir.

6- Bu farkındalıkla, kontrol etme arzularımızı serbest bırakacağız ve misyonumuzu, burda olma nedemizi keşfedeceğiz: Burada insanlığın tekamülü ve yeni bir gerçeklik seviyesine taşınması için bulunmaktayız.

7- Bu görevin gerçekleşmesi esnasında, sezgilerimizin biz yol göstereceğini ve olumlu düşündüğümüz sürece, görevimize destek olacak, kapıları bizlere açacak tesadüfler akışının gerçekleştiğini göreceğiz.

8- Yeterince kişi bu tekamül sürecine girdiğinde, karşılaşmalarında birbirlerinin yüksekbenliklerine enerji yolladıklarında bedenlerimizin daha yüksek farkındalık ve titreşime doğru tekamül ettiği yepyeni bir kültür yaratmış olacağız.
 

9- Bu şekilde, Big Bang'den beri yaşamın temel amaç yolculuğunda yer almış oluruz: bedenlerimizi enerjiyle doldurmak taa ki dünyada yaşayacağımız cenneti görene dek.

Sevgiyle

30 Kasım 2010 Salı

Parça'lı yazı.. Ronan Keating - Time After Time

Bugün Wikileaks sitesiyle ilgili bolca geyik yaptık.. eğlencenin yeni adı oldu bizim için..
İsviçrede senin hesabın varmı varsa kaç tane gizleme 
bizim başbakana yakışmadı 8 az 888 olmalıydı 
bak hakkımda konuştuysan wikileaks ten öğrenirim ona göre
daha neler var gelsinler biz söyleriz (örneklerde var ama burda söyleyemeyeceğim)
GS için ne dedi acaba
senin hakkında benim hakkımda yazsalardı ne söylerlerdi vs vs vs..
hepsi deli saçması..
bir iki gündür hayat böyle geçiyor..
ben birde aşağıdaki Ronan ın söylediği parçayla parça parça obsessive olmuş durumdayım..
sesine bayılırım çok yaratıcı ve üretken bulurum ayrıca seçtiği söylediği parçalar anlamlı.. bizdeki Yaşar gibi, ruhuyla söylüyor.. "When you say nothing at all" benim için tüm zamanların favorilerinden.. Sanki öbür dünyaya gidip geliyorum her dinlediğimde:) ..  Nothing Hill adlı filminde soundtrack ı idi bu parça.. Ronan Keating, sarışın erkeklerden pek haz etmesemde gördüğüm tek şirin sarışın ayrıca. Bakın bunu Cyndi Lauper dan dinlemiştik daha evvel ama Ronan'ın yorumuda şahane olmuş...
Bu şarkıyı yan komşum yüreği yanık ayşeye, alamanyadaki emmoğluma, cennetteki ebeme, çok bilmiş patronuma, adem in tüm torun torbalarına ve beni dinleyen tiiiiiiiiiiiiii 70 milyona hedaye ideremmm diye tedavülden kalkmış bir espriyle sizleri kusmak için en yakın lavaboya gönderiyorum:)

Bu yazının tamamını bu şarkıyı a bit bit yüksek volümle dinlerken yazdım;)

Yazıya son noktayı şarkının güzel sözleri koysun ..






I'll be waiting.. time after time..

Sevgiyle..

22 Kasım 2010 Pazartesi

Hayat! seni yaşamayı seviyorum...

İçimi çocukça sebebsiz nasıl mutlu ediyosun?
şükrediyorum herşeye.. beni var eden tüm deneyimlerime..
kanatlanmış gibiyim bugün..
ne oluyor bana demiyorum bile banane hatta.. ben mutluyum böyle
içime doğru sonsuz huzur, güven ve inanç denizinde yüzüyorum..
uzansam bulutlara değecek hissim var..
bağıra bağıra müzik dinliyorum kendi sesimi duymak için daha çok, avaz avaz şarkı söylüyorum..
dans ediyorum boşlukta sallanır gibi vücudum heryerim..
dışarda ne oluyor umurumda değil içimde güzel şeyler çalıyor dinliyorum..
hayat seni seviyorum sebebsiz, beklentisiz.. öylesine olduğun gibi herhalini..
sana adım attıkça bana koşmana bayılıyorummmm..
kokluyorum soluyorum ciğerlerime alıyorum daha çok hissetmek için seni..
güzel kokuyosun herzamanki gibi..
başımı döndürmene bayılıyorum..
sarhoşun aptal mutluluğu var yüzümde senin yüzünden.. ama olsun ben bunu da seviyorummmmm..

16 Kasım 2010 Salı

Bu Bayram Sessiz

Bir sessizlik var. Bayramı pek anlamadım bu sefer. Bu bayram hiçbiryere gitmedim. Plan yapmamak iyi olmadı sanki. Sanki ortalık daha bir sessiz gibi. Genelde bayramlarda Annemlerle olmayı tercih ediyorum. Cümbür cemaat aile hepbirlikte buluşuruz özel sofralarda. Çalan müziklerle dans ederiz hepbirlikte. Kalp atışı hızlanır sevgi kokar heryer alabildiğine. O gün hep gülünecek şeylerden konuşulur vs.. güzel olur işte kısaca.. Annemler gelecek diye gitmedim bu sefer.. başka bir yere gitmek için epey bir bakındım yurt dışı & içi turlara vs ama hiçbişey yapmak gelmedi içimden. Şimdi iyimi yaptım acaba diyorum.

Seyahat etmeyi severim. Güzel yerler görmek insana başka başka duygular uyandırıyor. Her gittiğim yerde burda yaşayabilirmiyim diye bakıyorum. Komik dimi:) Henüz bulamadım ama. Amazonları görmedim gerçi:)

Eskiden bayramlarda çocuklar kapıyı çalar para isterlerdi. Hala Annemlerin yaşadığı yerde aynı muhabbet döner. Benim oturduğum yerde yok ama. Zaten bina 1+1 dairelerden oluşan bir site. Aile oturduğunu sanmıyorum yani en azından çocuklu. Görmedim henüz. Toplam 990 dairenin olduğu bir yerde çocuk yok:) nereye sığacak zaten. Oturanların çoğunluğu bekar benim gibi. Yan dairemde ünlü bir futbolcu bebekleriyle oturdular çekirdek aile şeklinde ama sonra sığmıyoruz diye onlarda taşındı burdan. Ama bolca hayvan besliyorlar bu arada.

Sessizliği bozma zamanı geldi:) bu yazıyıyı bitirince dışarı çıkıyorum nereye olduğunu bilmeden ..hiçte umurumda değil.. Perşembe adaya gideceğim zaten, yarında sabahtan dışarda kahvaltı sonra birkaç kutsal mekan gezmek istiyorum. bol bol fotoğraf çekip istanbulda kendimle tur yapacağım:) Ya bir yol bulacağız yada bir yol açacağız dimi:))

Herkese bayram tadında günler dilerim..

Sevgiler

10 Kasım 2010 Çarşamba

Bildiğim herşeyi unutmak istiyorum son zamanlarda derinliğine..

Sahip olduğum herşeyi bir kenara bırakmak istiyorum..
Gördüklerimi algılamamak, duyduklarımı duymazdan gelmek istiyorum..
Konuşmak istemiyorum, anlatmak istemiyorum hiçbirşeyi dünyası doğadan uzaklaşanlara..
Medyadan kötüye çanak tutan pis haberleri kaldırmak istiyorum sonsuza kadar..
Hayvanlara insanların giremeyeceği kocaman bir mekan yaratmak istiyorum..
Yok farzetmek istiyorum kendiyle barışmak isteyenleri..
Kitapları atıp ilkel kabile üyesi olmak istiyorum mümkünse uzun bir süreliğine..
Daha çok bilmek istemiyorum daha çok gülmek istiyorum gereksizce herşeye..
Ne kazanmak nede kaybetmek istiyorum hiçbirşeyi..
Buralardan bir süreliğine uzaklaşmak istiyorum anlamsızca öylesine..
Daha fazla doğanın parçası olmak istiyorum kabul ederse..
Çok uzağa değil elbette, hala ruhumun zihnimin bedenimin korkuları yüzünden..
Neyim var yapacak daha henüz bilemediğim artık bilmekte istemiyorum..
Anlamsızca yaşamak istiyorum olabildiğince.. yapabildiğimce.. mümkünse.....olmaz mı?
Saçmalıyor muyum? olsun saçmalamak bile güzel..
 
 

27 Ekim 2010 Çarşamba

Koçlukta Akreditasyon hakkında bilinmesi gerekenler..

Akreditasyon hakkında: Dünyada 7 adet akreditasyon kurumu vardır..


  • European Mentoring and Coaching Council(EMCC)

  • Association For Coaching (AC)

  • International Association of Coaching (IAC)

  • International Coaching Council (ICC)

  • International Coach Federation (ICF)

  • ICN International Coach, Trainer and Therapist Network (ICN)

  • Worldwide Association of Business Coaches (WABC)


  • bunların 3 adedi dünya çapında popülerdir.. (AC, ICF, EMCC)  hepsinin kriterleri sadece eğitim veren kurum içindir. Yani akredite olan koç değil kurumdur. Akredite olan kurumdan eğitim alan kişi mezun olunca koç ünvanını kazanmaz akredite kurumunun sınav kriterlerini yerine getirmedikçe ve sertifika almadıkça.. Bireysel akreditasyon almak isteyen Koçlar, akredite olmak istediği herhangi bir kurumdan bireysel başvuru yaparak kendini akredite ettirebilir. Dünyada akredite olmuş Türkiyede tek kurum sadece Fa Coach Academy dir. Association for Coaching tarafından 2009 yılında eğitimleri uluslar arası recognised olmayı başarmıştır. Diğer tüm akredite eğitimler dışardan konuk eğitmen ve kurumlarla ithal edilmektedir.

    Akreditasyon veren kurumlar sadece 'şirket kimliğinde bir organizasyondur' ve hiçbir legal devlet bağlantıları yoktur. Non-Profit olarak çalışmak demek dernek yada federasyon kapsamında demek değildir. Dünyada koçluk adına çok az sayıda dernek vardır ve onlardan biri Türkiyede Fa Coach Academy tarafından 2008 yılında kurulmuştur. Dünyada koçluk adına kurulmuş bir Federasyon henüz YOKTUR.

    Dip Not: İyi bir koç olmak hangi kurumdan akredite olmuş eğitim almak değil, bu işe nekadar bilgi ve gönül yatırımıyla doğru orantılıdır. Dünyadaki en iyi koçlar hiçbir derneğe yada akredite kuruma üye bile değildirler.
    Etik ve dünya standartlarında eğitim almak için, eğitim veren kurumun, dünya çapında kurum kriterlerini ve eğitim içeriğini iyi araştırmak oldukça önemlidir. İyi bir koç olmak istiyorsanız her adımda kendinizden daha iyi bir koç olmak için kendi üzerinizde çalışmanız çok önemlidir. Bilgilenmeye devam etmek, yenilikleri takip etmek ve çokça seanslar yaparak kendi kişisel gediklerinizi doldurmak sizi kaliteli koçlar arasına sokacaktır. Aksi takdirde aldığınız eğitim boş bir çerçeve olarak duvarda asılı kalmaktan öteye geçemeyecektir. Diğer tüm branşlardaki okul diplomaları gibi..

    Çerçeveye bakmak mı,  içini güzel resimlerle mi doldurmak istersiniz?

    Sevgiler

    19 Ekim 2010 Salı

    Her An'a yeniden doğmak

    Bugün ne yaptınız? işinizde ne yaptınız? nereye gittiniz işinizin dışında? kiminle konuştunuz ne yediniz ne içtiniz? hangi deneyimleri yaşadınız? hmmm sadece düşündürmek istedim.. Ben bugün biriyle birlikte harika bir sohbet yaptım. Kaçıkça sohbetlerden.. arada bayılırım bu sohbetlere tabiiki eğer birşey öğreneceğime inanırsam, hissedersem.. insan ayırma huyum yoktur herkesten herşey öğrenebilirim, ama biliyorum diyenlerden asla!.. Bu özel kişi bana dedi ki, bugün benimle sohbet etmek için geçmişte seçimlerini buna göre yaptın. 93 te Antalyadan İstanbula geldin. Burada yaşadığım ve yaşayacağım bir sürü deneyim rastlantı vs an'lar için bugünü isteyen Fatosun geçmişteki seçimleriydi bunlar.. karmaşık gibi geldiğini biliyorum ama değil anlatmaya çalışacağım.. Zaman diye birşey yok. Bu an var tek gerçek olan. Bende geçmişte bu an'a göre seçim yaptım ve bugün yaşamak istediğim sohbeti gerçekleştirdim. Zaman şimdiydi ama an eskiden yapılmış bir sözleşmeydi ve gerçek olması %100 'ol' denen yürek zihin karmasıyla istenen şeylerdendi.

    Hala karmaşık geliyor mu bilmiyorum ama bugün olanların geçmişte yaptıklarımız olduğu gerçeğini her basit zihin kabul eder. Bu da böyle birşey ama bu kadar basit değil açıklaması. Bilinmeyen bilincimiz yani bilinçaltımız yürekten ne istediğimizi bilen ruhumuz ahh zihnin karşımıyla neler yapıyosun sen ruh? neden rüyalar görüyoruz kaynağı nerden geliyor bir düşünün? zihnin baskısı yok rüyalarda.. sadece duygularımızla başbaşayız orada. Sansür yok iyi yok kötü yok ama bolca duygu var.. gelen mesajlar semboller yüzyıllardır incelenir..

    Evrende zaman yok herşey an da oluyor. Flash back ler Deja vu lar.. Gelecek zaman yok geçmiş yok aslında. Matrixmi geldi aklınıza? yada başka bir film? olabilir. Zihin algılamakta zorlanıyor elbette.. beynimizin %10 nunu kullandığımızı düşünürsek pekte kızamayız zihnimize..

    Geçmişe dönüp baktığımda aslında bugünlere geleceğimi yada bu gibi deneyimler yaşayacağımı hiç aklıma getiremezdim. Akıl görmüyordu ama içimde taşan bişeyler varmıydı evet vardı.. Zihnim ne olduğunu açıklayamazdı ama.. hele nasılı asla!

    Bugün yaşadıklarımı geçmişdeki hamlelerime borçluyum, ruhumla istediklerim önüme yollar sundu ve ben aklımı da karıştırıp yoluma devam ettim herkes gibi..sizin gibi..

    Şimdi biraz daha çorba yapacağım zihninizi,
    Bugün yaptığım sohbeti gerçekleştirmek için benim 93 teki seçimi yapmam gerekiyordu. Tabiiki sohbet bir minik örnek, bütüüün buraya kadar yaşadıklarım için buraya yani İstanbula gelmem gerekiyordu buna İHTİYACIM vardı.. evet ihtiyaç! tıpkı şimdi yaşadıklarıma olan ihtiyacım gibi, geleceğimi inşa etmek için.. Gelecekte yaşayacaklarım için bugünkü deneyimlerimi yaşamaya ihtiyacım var!! İyi kötü yok.... yaşamak yaşamak ve taaki kalbinin istediğini aklınla birleştirene kadar dönen duran benzer sahneler..  yine yollar yollar bazen yanlış yollar, zaman kaybı evet ama kişi öğrenmediyse ruhtan geleni yapacak bişey yok..

    Bazen insanın bedeni ruhundan önde gider ve ruh acı çeker. Bir'lik yoktur.. ve hep birşeyler eksiktir bu yüzden. neye sahip olursa olsun, ne 'yaparsa' yapsın mutlu değildir ve bir süre sonra zaten kaybedecektir herşeyini. Ruhu çelme takacaktır, tokat atacaktır sıkıca.. bekle beni ağır ol eyy beden! eşitle benide al içine diye..Bir olalım.

    Gelecekte yaşayacaklarımız için şu an ne yaşıyorsak ona ihtiyacımız olduğunu bilmek demek bütün bunlar.. ruhumuzun işi, ruhumuzun partneri ve ruhumuza yakışan bir hayat.. şimdi yanlışlar yapılsada ruhun tokatlarını görmezden gelmek Bir'liği geciktirmekten başka bir işe yaramaz.. Ruhumuzu dinleyip aklımızla çerçevelediğimiz zaman ol' oluyor herşey. Bu an da yaratıyoruz herşeyi anlık hemen şimdi. Zaman başka zaman evrenin içinde harhangi bir dilimde olabilir bu ama ol'duğu kesindir artık!! ve sadece gerçek olmasını yaşamda görmek için zamanı beklemektedir.

    Ben bunun için güzel bir yöntem buldum bugünkü nefis sohbetten sonra.. Bugün yapmaya başladım. An'da yaşamak dedikleri ama lafta değil ruhta! ben şöyle yapıyorum; her an yeniden yaratıldığına göre herşey , her an'ı hiç daha evvel yaşamamışım gibi çocuk saflığında karşılamaya başladım. Gerçekten müthiş bir deneyimdi! hep kalbimin sesini duydum gün boyu!!  Geçmişe dair ne biliyorsam kendimle ilgili hepsini çöpe attım.. her yeni anda yeniden doğuyorum sanki.. geçmişte yarattığım inançlarım, kendime ait zihinsel tablom,  deneyimlerden öğrendiklerim, hayal kırıklıklarım, isteklerim, ihtiyaçlarım vs vs her şeyi ama herşeyi zihnimden uzaklaştırdım. Sanki her an'ı yeni yaşıyorum yeniden doğuyorum her güne değil  her an'a!   Her an'a yeniden doğuyorum ve zihnimin bastırdığı ruhumun sesini duymaya başladım.

    Ruhum sozsuz, silahlarım devre dışı ve ben kendimle uzlaştım. evet tam olarak bu! Kendimi kendimden özgürleştirdiğimi hissettim yoğunluğuna.. bu harikulade bir duygu..

    Sevgiyle.......

    12 Ekim 2010 Salı

    Huzurun ve Mutluluğun ta kendisi olabilmek..

    Kime sorarsanız sorun ne istersiniz diye herkes en kestirmeden mutlu olmak yada huzurlu olmak istiyorum der..  sonrada bunun imkansız olduğunu anlatmak için yaşadığı şeyleri sıralayacak ve ilave olarak şu olsa mutlu olurum bu olsa huzurlu olurum filan der. Genelde de, bu, şu dediği paraya ve mükemmel bir partnere gelir dayanır.. huzurunu bozan ya bu şu değimiz konularda eksiklik yada olanın yeterli gelmemesidir.
    Huzur kelime anlamı olarak aslında herkese farklı anlamlar ifade etsede kısaca kaostan ve karmaşıklıktan uzak durma halidir. Mutluluk ise huzurun içinde neşe ve keyif duygusu barındıran başka bir histir.

    Birçok kişi Huzuru arıyorum der.. bu "huzuru arama" lafına ben çok gülerim. Huzur arayan yada mutluluk arayan kişi bunu arıyorsa zaten bu duygulardan uzak bir hayat sürüyordur. Yani huzursuzluğunla benden huzur alacak kişi ya benide huzursuz ederse? ki bu kronik huzursuz yada mutsuzlarda mutlak sonuçtur malesef.. oyüzden bir dönem sonra oradan arkanıza bakmadan kaçarsınız.. kaçma zamanınız artık karşınızdaki kişiyi ne yaparsanız yapın değiştiremeyeceğinizi anladığınız zamandır.  Ki kimse kimseyi değiştiremez kendi istemezse..

    Bir arkadaşım vardı eskilerden.. Birgün bana demiştiki birini buldum oda aynı benim gibi huzuru arıyor.. Allah Allah demiştim 2 huzursuz birbirinde ne bulacak acaba? zaten bir müddet sonra kavga edip ayrıldılar..
    Huzuru aramak değil huzur olmak önemli olan.. Huzurun ta kendisi olabilmek.. Mutluluk aramak değil mutlu olmak, mutluluğun kendisi olmaktır önemli olan. Huzur yada mutluluk gibi soyut şeyler için hedef konmaz.. yani çok param olunca mutlu olucam yada mükemmel partnerimi bulunca yada patron olunca, yönetici olunca, araba alınca, evlenince, çocuğum olunca vs vs vs.. bunlara ulaşınca gerçek mutluluğun orda olmadığını gören milyonlarca örnek gösterebilirim hemen.. demek ki burda bir hata var. Zaten Nirvana yolun sonu değil yolun kendisidir. Bunu yolun sonuna gelince anlamak biraz zaman kaybı olacaktır.

    Bu yüzden insan mutlu ve huzurlu olduğu şeyleri hayatınca çoğaltabilirse bunu arayan değil yaşayan olacaktır.
    Ters çelişkiler genelde insanların değerlerine aykırı yada değerlerini yeterince hayatına yansıtamadığı için olur.
    Zaten sizi mutlu eden huzur veren ve keyif aldığınız şeylerin ne olduğunu biliyorusunuz..Bunları hayatınızda daha çoğalttığınız zaman sorun hallolacaktır hemen. Bunların ne olduğunu bilmiyorsanız yada yeteri kadar farkında değilseniz kendinize bir mutluluk günlüğü tutun. Hergün mutlu olduğunuz şeyleri yazın ve hayatınıza daha fazla mutluluk katmak için bilerek eyleme geçin. Yada huzur günlüğü yine aynı şekilde.. nelerin huzur verdiğini listeleyin ve hemen yapmaya yada bilerek çoğaltmaya başlayın. Bu bir çiçek, bir kahve, bir evcil hayvan yada kısa yürüyüşler meditasyon vs gibi basitce herşey olabilir.. birde huzuru yakaladığınız insanlarla daha fazla zaman geçirmek.. bunlar basit ama günlük hayatın içinde size huzurlu bir ömür verecektir inanın.. Çünkü bunlara odaklandıkça zihninizi kemiren en büyük enerji çekim kaynağını yani beyninizi yiyen ve başka birşey yapmanıza izin vermeyen toksin düşünceleri bilerek ekarte edeceksiniz. Enerji kaçaklarından kurtulmak hayat kurtarır. Bunu bir sonraki yazımda yazabilirim iyi konudur..

    Şimdi izninizle kahvemi içmek için buradan ayrılıyorum:) hepinize sevgiler..

    4 Ekim 2010 Pazartesi

    Kendime, bana şimdiye kadar verdiği herşey için sonsuz teşekkür ediyorum...

    Kendime,

    bana yaşattığı herşey için
    bana gösterdiği sabır için
    bana gösterdiği tolerans için
    beni şükranla ve minnetle doyurduğu için
    bana istediğim herşeyi tam istediğim kadar verdiği için
    istediğim herşeyi yine istediğim kadar vereceğine inandırdığı için
    bazen istediğimi zannettiğim ama 'bana' uymayan hiçbişeyi vermediği için
    nasıl olduğunu anlayamasamda bir çocuk gibi içimdeki sonsuz yaşama sevincimi
    küçücük şeylerle bile içimi coşturduğu için
    hala öğrenen ruhumu hep taze tuttuğu için
    çocuk saflığımı korkmadan göstermemi sağladığı ve hep beni mutlu ettiği için
    seçimlerimin sorumluğunu almamı sağladığı için
    iyi kötü bütün deneyimlerimden birşeyler öğrenmemi sağladığı için
    en karanlık anın şafaktan önceki an olduğunu bana hep gösterdiği için
    zihnimi aydınlık tuttuğu ve ruhumu hep ışıttığı için
    yürekten istediğim herşeyi bana kepçeyle sunduğu için
    yüzümü hep kocaman güldürdüğü için
    kanayan yüreğimi ruhumla sarmalayarak iyileştirdiği için
    insan olduğumu kadın olduğumu herzaman hatırlattığı için
    düştüğümde beni omuzlarımdan tutup kaldırdığı için
    güzel günleri gelecek diye değil zaten yaşadığımı farketmemi sağladığı için
    kimseye kendimi beğendirmek zorunda olmadığımı anlamamı sağladığı için
    kimsenin beni onaylamasına ihtiyacım olmadığını gösterdiği için
    kimseye muhtaç olmadan yaşamamı sağladığı için
    insanların söylediği iyi şeyleri yada eleştirileri içtenlikle kabul etmemi sağladığı için
    olduğum yeri hazmetmemi sağladığı için
    ruhuma bedenime ve zihnime gösterdiği saygı için
    özümü her gördüğümde ona hayran olmamı sağladığı için

    Ve kendimi her halimle sevmemi sağlamak için gösterdiği çabaya sonsuz teşekkürler....

    'Var'lığına minettarım ve Sonsuz AŞKla sadece sana bağlıyım.........
                                                                                                                         
    Şahsen.. ben.. kendim

    29 Eylül 2010 Çarşamba

    Problemlerinize kocaman sarılın..hayatınızın fırsatı orada gizli..

    Yaşamda bütün insanların tek bir yaşam amacı vardır oda ‘mutlu olmak’. Mutluluk basitçe ne yaparken ve nasıl bir yaşam sürmekten mutlu olduğumuzu fark edip onu takip etmekten geçer… hayatın içinde biz onu yaşarken, birçok limon verdiği olur, daha da olacak. Bizim görevimiz bunlardan limonata yapmayı başarabilmek. 

    Problemleri yaşarken bize hizmet ettiğini bilirsek ona olan duygusal yükü hafifletebiliriz. Ne yaşarsak yaşayalım durumun çıkılmaz hal almasının tek sebebi bizim ona yüklediğimiz duygusal enerjiden ibarettir. Bir dönem sonra iyi ki yaşamışım bunu dediğiniz olayları hatırlayın. Oradaki tek pişmanlığınız gereğinden fazla uzun süren derin acı yada ızdırap duyguları değimliydi?  Herkes yaşanılan benzer durumlarda farklı reaksiyonlar bu yüzden gösterir.

    Yaşadığımız hayatı maksimum seviyede pozitif duygularla bezendirmeyi başarmak daha mutlu bir hayat sağlar elbette. Fakat unutmamak gerekir yaşamda her şey zıttı ile anlam kazanır. Yani siz mutsuzluğun ne olduğunu bilmeden mutlu olduğunuzu anlayamazsınız. Bu duyguya anlam yükleyemezsiniz. Üzüntü yaşamadan sevinci bilemezsiniz, huzursuzluk ve kaosu bilmeden huzurun nasıl bir şey olduğunu algılayamazsınız. Sevgisizliği bilmeden sevmeyi bilemeyeceğimiz gibi. Gördüğünüz gibi her şey bir bütün yaşamda. Biri olmadan diğeri var olamaz. Geceyi gece yapan gündüz, kadını kadın yapan erkek, sıcağı sıcak yapan soğuk gibi ve tabiî ki hepsi tersiyle birlikte yine aynı anlamlar.

    Yine bu dualiteye göre çözüm içinde probleme ihtiyacımız var. Peki yaşamda çözüm ne için gerekli? Daha iyi olmak için, istemediğimiz şeyleri anlamak için, bir sonraki adımda gerçekten ne istediğimizi anlamak için, kim olduğumuza ve ne istediğimize dair hakikate ulaşmak için, elimizdekilerle daha hızlı koşmak için, bazen durmamız gerektiğini anlamak için, bizi neyin mutlu ettiğinin bilincine varmak için ve tabiî ki hayatımızın her alanında büyümek için gerekli.

    Eğer probleme bakışınızı duygusal enerjiden kurtarabilirseniz orada sizi bekleyen aydınlığı daha rahat görebilirsiniz. Fırsatları daha rahat algılayabilirsiniz. Her şerrin bir hayır barındırdığını bilmek demektir bu. Hiç şüphesiz bu hayır sizin hayrınıza. Aynı şeyler tekrar tekrar oluyorsa bile. Burada öğrenilecek ders büyüktür ve sizi büyük bir farkındalık ve içgörüyle ruhunuza yakışana itmek için orada görmeniz için bekliyordur.

    Söylemesi kolay dediğinizi duyar gibiyim. Ne oldu? Eşiniz sevgiliniz sizi terk mi etti? Aman ne güzel! Şimdi daha iyisini bulmak için elinizde mükemmel bir fırsat var! Nasıl birini istediğinizi gerçekten öğrendiyseniz tabii. Bunun için yine duygusal yükü bir kenara bırakıp sizi nelerin mutlu ettiğini anlamanız gerekir.  İşten mi atıldınız? Bu haberlere ben bayılırım!! Nedeni çok basit şimdi yine şapkayı önünüze alıp geçmişte sizi nelerin mutlu ettiğini, ne yaparken mutlu olduğunuzu anlamak için fırsat var. Bu fırsat sizi beklide hayatınızın işine götürecek. Unutmayın birçok başarılı kişi işten atıldıktan sonra kendilerini mutlu eden şeylerin peşinden koşanlardır. Şimdi analiz zamanı. Bundan önceki iş hayatınızda kendinizi öne çıkaran özellikleriniz nelerdi? Neler mutlu ediyordu ve onu iş olarak bile görmüyordunuz? Lütfen tekrar hatırlayın ki yaşamda hiçbir şey tesadüfen olmuyor. Her şey bir sonraki adıma sizi hazırlıyor. Çünkü artık orada durmamanız gerekiyor bunu siz göremediyseniz evren sizin yerinize düşünüyor ve sizin yerinize harekete geçiyor. Aslında içten içe bildiğiniz tam doğru zamanlamasıyla sizi o çemberin dışına itiyor. Bir sürü borcunuz mu var? Önce neden yaptığınıza bakın! Dürüstçe neleri satın aldığınıza bakın. Ödediğiniz tüm paralar hangi hayatı satın almak içindi? Hangi gücü? Hangi başarıyı? Hangi sevgiyi yada mutluluğu?  hangi eksiği doldurmak içindi? Şimdi bu analiz sizi yaşamın içinde yine tam yapmak için. Zaten olduğunuz gibi iyisiniz. Bunu fark etmeniz için daha ne kadar bedel ödemeye ihtiyacınız var bir bakın. Bu söylediklerim daha kaliteli bir hayatı hak etmiyorsunuz anlamına gelmiyor. Elbette hak ediyoruz ama elimizde olmayanı verirsek her zaman ekside kalacağımızda basit bir matematik hesabı. Diyorsunuz  ki bu bilgiler benim borcumu kapatmaz. Haklısınız! Ama lütfen hatırlayın bu sadece bugünün sorunu, bütün hayatınızın değil! Bu sorun belki geçen yıl yoktu yada daha evvelki yıl tıpkı bundan sonraki yıllarda da olmayacağı gibi. İnsanlar sadece bugünün sorununu çözmeye odaklanınca büyük resmi görmeyi unutuyorlar. Sonra rüzgarın oradan oraya sürüklediği bir yaşamın içinde buluyorsunuz kendinizi. Şimdi tekrar bakalım bugünün sorununa. Önce hangi tarihe kadar bu sorunun bitmesini niyet ettiğinizi planlamanızda fayda var. Bu sizi aynı zamanda bir gün bitecek düşüncesine taşıyacaktır ki bu gerçektir. Finansa dönüşecek hangi artılarınız var? Bir yerde çalışıyor olsanız bile sizi başkalarından ayıran hangi özellikleriniz var? Bunlar hobileriniz de olabilir. Paraya dönüşecek hem de yaparken zevk alacağınız neler var? Bahse girerim aklınızda aslında şunuda yapabilirim diyebileceğiniz birçok şey var. Aslında sorun her şeyi hemen istemekten kaynaklanıyor. Küçük bir adım, aklınıza takılan ve off büyük bir şey bu şimdi uğraşamam dediğiniz bir işin ilk başlangıcı olacaktır. Unutmayın yaşamdaki bütün büyük işler çok küçük bir eylemle başlar....  

    sağlam konuydu değilmi:)) sevgiler....   

    27 Eylül 2010 Pazartesi

    Zihinsel savunma mekanizması mı? o da ne?

    İnsan eskiyi hep hasretle anma eğilimi neden yaşar? bugünde eskiyecekse bugüne özlemimiz olacak mı yine? bu teoriye göre evet elbette olacak.. gelecekte bugünleri mumla arayacağız.. bir mumunda ne çok işlevi varmış şimdi farkettim:) neyse sulandırmayalım, insan doğası gereği(ruhsal bir sıkıntı yoksa) geçmişin güzel anlarını hatırlar hep. güzel yapan nedir onu peki? iyisiyle kötüsüyle yaşanan herşeyin iyisi hatırlanır çünkü. Neden? basit.. öyle yaratıldık!..

    Ne muhteşem bir mucize olduğumuzu bir kere daha düşünün.. mucize yoktur diyeler kendine baksın kendisi mucize başlı başına zaten.. neyse biz konumuza dönelim..

    Neden iyiyi hatırlarız? iyiyi hatırlarız demiştim.. sebebide, insanoğlu savunma mekanizmaları denen mucizeyle yaratılmış.. geçmişte yaşanılan acıları üzüntüleri hüsranları neden aynı şiddette yaşamıyoruz sanıyorsunuz? bir düşünün hayatımız boyunca yaşadığımız acıların hala bizi burkan midemize oturan acısını hala taşımak hemde hepsini!! yaşama şansımız sıfır olurdu. O yüzden zaman herşeyin ilacı denir. en büyük acılar bile birgün diniyor buyüzden.. yoksa hayatta kalmamız mümkün değil. Ne muhteşem yaratılmışız değil mi? işte bunlar bizim ruhsal savunma mekanizmamız. Sanki içimizde tıkır tıkır işleyen bir makina var...

    Birde fiziksel savunma mekanizmalarımız var ki onlara bağışıklık sistemi diyoruz. Eğer bağışıklık sistemimiz olmasaydı parmağımızın ucuyla önünüzdeki pc ye saniyede dokunmamızla aldığımız mikroplar bizi anında öbür dünyaya boylamaya yeterdi. Bağışıklık sitemimiz nasıl süper işliyor bakarmısınız? nasıl bir mucizeyiz biz Allahım?

    Burda bir eksik var.. ruhsal savunma mekanizması var fiziksel var peki zihinsel? zihinsel insan kendini neden sabote etmek ve bundan zevk almak eğilimi taşır? Bu Tanrının ben sana akıl verdim al kullan dediği şey. Bunu bizim düşünmemiz lazım.. İnsan zihinsel olarak kendini yer bitirir bugün benim yaptığım gibi.. ortada bir seçim var,  ya böyle mikrobik düşün ve bütün sinir hücrelerin seni onaylasın yada diğerine odaklan kolaysa tabii.. ya öyle ya böyle buyurun burdan yakın.. yol nereye götürecek ben nerden bilim.. biri aydınlatsa önümdeki yolları olmaz mı? bu işin kolay yolu yok mudur? vardır elbette.. zihinde temizlik..sakinlik ve akışta olmak.. bunun için zihni başka şeylere kaydırmak.. kendine hayrı olamayan Einstein ın dediği gibi durumu yaratan düşünce tarzıyla düşünmekten vazgeçerek birde.. sahi bu adamların hiçbirinin yaşamları normal değildi neden acaba? belkide görevleri gereği yaşadılar okadar ıyk kötü hayatı ne bilim.. neyse banane.. bana bir cost benefit analysis lazım hemen ama üşeniyorum sanırım.....yanımda bir koç olsa kolay olurdu.. off bunun için bir ilaç olsa olmaz mı daha kolay olur herşey hemde şimdi hemen..bir tane al seçim yapsın senin adına...o yol değil bu yol desin ne güzel olur..  daha yapılmadı mı? .........biri bana ambulans çağırsın ozaman 

    9 Eylül 2010 Perşembe

    Sezen Aksu sokağının adı neden önemli?

    Sezen Aksu nun adı verilmişti İzmirde bir sokağa. Şimdi orada oturanlar imza kampanyası başlatmış sokak adının değiştirilmesi için. bu hareketi ben destekliyorum.. Neden? Sezen rahmetli Türkan Saylanın kardelenler projesine destek verdi ve bir şarkı yaptı kardelenler diye.. ne güzel.. sonra ergenekon denen ne olduğunu hala belli olmayan bir girdabın içinde kendisinin rengini anladık.. bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? olay dışardan ancak şöyle yorumlanır; biliyosunuz Tarkan bile içeri gönderildi ve hmm bak biz herkesi tarumar ederiz diye halka mesaj gönderildi!! ayağını herkes denk alsın? yani bize denklesin ayaklarını te okaa......bazıları korktu.. bazı sanatçılar?? da korktu.. sanırım Sezende..bu benim görüşüm elbette... yada öyle görünüyor..aha ona yapılan banada yapılabilir.. benim bildiğim sanatçılar dünyada adaletten yana Ülkelerinin sağlığı yanlışlara hep baş kaldırırlar anlamsız düzene..

    Yakışmadı hiç.. neden? ilerde yok olacak Sezen de hepimiz gibi.. ama kimse arkasından Ülkesi için bir Che edasıyla içini dolduran bir şarkı yazamayacak.. ellerinde done yok çünkü..

    Nesi büyük onuda anlamam? hangi başarıları var hangi derde deva aktivasyonu hatırlıyosunuz? Ülkemiz için hangi taşın altında gördünüz? yoksa benmi hafıza kaybına uğradım?.. başarı delil bırakır onun delili ne? bir MTV de avrupa müzik ödülü alan Emre Aydın benim gözümde daha başarılı neden? çok şey üretmek değil üretilenin hangi mecrada değer gördüğü önemli bence..

    Evet anlıcağınız ben Sezen i pek sevmem.. sesi hep kulağımı tırmalardı ve hep lütfenn bu kadın şarkı yazsın ama söylemesin derdim.. herkesin derin hayranlığından çoğu zaman söylemekten imtina ederdim bunu.. giderek dahada sesi kötüleşiyor bana göre ve tahmmül edemiyorum dinlemeye ne yalan söyliyeyim..Üzerine söyledikleri ve bir öyle bir böyle yaptıklarınıda koyunca ı ıhh olmadı diyorum.. Ama ne olursa olsun bir isim olmuş kişinin daha kimlikli olmasını bekliyor insan..

    Pakistana Angelina Jolie gitmiş bayramda. Tv de seyrettim. Angelina Pakistana gidiyor ve felaketzedeler için yardım etmeye devam edin mesajı veriyor.. Reklam yada vs kazançları beni ilgilendirmiyor.. dünyada her tv de bu mesajı yayınlandımı ona bakarım.. mesaj elinizi burdan çekmeyin..

    Siz hangi bizim sanatçı??mızı hatırlıyosunuz bu tür aktivasyonlarda? dünya sanatçısı olmadığından elbette Sezenden beklemiyorum. Ama kendi Ülken için ne yaptın neye borunu öttürdün diye bakarım.. neye dikkat çektin neye katkın oldu ne yaptın?? yada bakarım neye köstek oldun..

    Siz sanatçılar yada ünlüler korkularınız yüzünden taraf olduğunuz ve sizinde açıklayamadığınız sandık sonucunda kazancınız sonunuz Tarkan gibi olmamak mı yoksa bu Ülkenin nereye gideceği gelecekti yönünü belirlemeye size de korkuyla misyon edindirmiş kişilerce başka beklentileriniz mi var?

    6 Eylül 2010 Pazartesi

    Nerde hata yaptım hocam?

    Hayatımızı nasıl yaşadığımızı dışardan görebilseydik ne güzel olurdu diye düşünürüm bazen..

    Dışardan görmek ama kimin gözlerinle?  ne tuhaf ama kim değerlendircek peki? mükemmel olması lazım ama mükemmel olan insan olamaz!!  olsa olsa benimde bilmediğim başka bir varlık olur.. ama isterdim dışardan kendime bakmayı görebilmeyi yada değerlendirilmeyi..


    Sizce nasıl yaşıyoruz? nasıl görünüyoruz? nelere seviniyoruz? nelere üzülüyoruz? neleri seviyoruz yada nefret ediyoruz? nerelerde fazla oluyoruz nerelerde eksik? düşünüyorum da ben kendi hayatıma tarafsız bakabilmeyi başarabilsem sanırım bazılarına çok gülerim:) bazılarına kızarım off bumudur diye?? bazılarına hayır yapmaaa derim.. bazılarına ne güzel yapmışsın harikasın derim.. bazılarına yok artık okadar da değil derim.. başka ne var mutlu olabileceğim diye merak da ederim ben..

    Bazen de şöyle düşünüyorum; farzadelim ki hayatın içinde oyuncuyuz ve bir futbolcu edasıyla oynuyoruz mesela.. hedef birilerinin bizi görmesi takdir etmesi ve değerimize değer katarak daha iyi şartlarda başka hayatlara transfer olmak...

    Bir antrenör kenarda elinde kağıt kalem hatalarımızı not etse.. bizi gözlemlerken bir süre sonra kırmızı kart göreceğimizi hissetse ve zarar görmeyelim diye oyundan alsa..güzel olmaz mı? bir hakem olsa sarı kart gösterse faul çalsa toparlansak olmaz mı?

    Hayatımda kaç sarı kart, kaç kırmızı kart gördüm bilmiyorum saymadım:) ama bundan sonra daha az faul yapmak için daha ne öğrenmem gerektiğine bakıyorum, çabalıyorum..bazen gücüm yetmezse Tanrıdan yardım dileniyorum.. Tanrım benim antrenörüm  gibi nerde hata yaptım hocam diye dileniyorum.. nerde yanlış yaptım? şimdi beni oynatmıcakmısın ama çok hırs doluyum, takmışım önüme geleni görmeden hedefe koşmaya ..deliler gibi.. tek hedef gol atmak halbuki.. başka ne amacım olabilir ki? ama dersen ki öyle gol atılmaz, seni daha golü atamadan oyundan atarlar dikkat et ne yaptığına, ozaman işte ozaman anlarım hayatımda hangi çamları devirdiğimi.. şimdi geriye dönersem o çamlardan olsa olsa ancak bardak çıkar hocam..

    Hayatta şimdiye kadar elbette epey iyi maçlar çıkardım.. çıkarmayada devam edeceğim daha da olgunlaşmış bilincimle.. şimdiye kadar bazen düştüm yaralandım oyuna dönmek için bekledim, bazen oyun dışı kaldım istemeden, bazen de oynamak istemedim.. çok yorulup dilim dışarda kalp krizi geçiyorum sandığım zamanlarda oldu.. çok coştuğum zamanlarda oldu.. sevinçten kalbimin küt küt attığını kulağımla da duydum..

    Fakat en sonunda esas önemli olanın oyunda bol gol atmak değil o oyunu oynamak olduğunu yaşarak öğrendim hocam......

    Beni izlemeye devam et bende dilenmeye devam edeyim... bırakma kalemi kağıdı elinden hocam, uyar beni bir sonraki oyun için değil şimdi için bu an için.. izin ver hep bilim ki benimlesin..ben biliyorum ki ben sensiz bir hiçim hocam..

    31 Ağustos 2010 Salı

    Hayata başlayan bir kızın hikayesi..Bu hikayeler beni uçuruyor......

    Geçen günlerde Antalyadaydım.. Annemler Belekte oturuyor aslende orda doğdukları için oralıyız diyebilirim. Dedeleri gerçi Kıbrıs ve Girit adalarından gelip orda büyütmüşter gelen nesli ama.. Annemde Babamda biz çocukkken hep yunanca giritlice vs konuşurlar bizde çocuk aklımızla neyimize efelik tasladıysak hep tepki gösterirdik..aralarında gizlice konuşmak için kullanırlardı bu dili ve gelenek devam ediyor hala yapıyorlar aynı şeyi valla.. ve malesef annenim talimat cümleleri dışında -ki onları öğretmişti özellikle bana! çok lazımmış gibi- ben ve diğer kardeşlerim hiçbişey öğrenemedik.. ne aptallık değilmi? Herneyse Annemler olacak çocuklarını daha iyi okutmak için şehre yani Antalyaya taşınmışlar ve böylece ailenin ilk ferdi büyük abim şehirde dünyaya gelmiş.. aradan yıllar geçip birgün Beleğin bir turizm merkezi olmasıyla da geri döndüler.. Şimdi abimlerde orada


    Annemler Belekte geçen yıl yeni bir eve taşındı. Ben bu gidişimde Annemim hep övgüyle bahsettiği komşularınıı biraz daha yakından tanıdım. İçlerinden biri G.Antepten oraya yıllar evvel çalışmaya gelen bir aile. Annemi ziyarete geldiği bir gün anlattı hikayesini.. Bu aile orayı çok sevdiklerinden geri dönmemişler ve şu anda da bütün çocukları turizmde birer iş bulup çalışıyorlarmış.. Etraftaki diğer komşularda bu aileyi ve çocukları tanıyorlar ama enteresan olan kadının evinde hiç çıkmadan bir odada sürekli ders çalışan bir kızının varlığından mahalleden kimsenin haberi olmaması..

    Ailenin maddi durumu belli olduğundan tüm çocuklar okumamış.. Bu kızcağız iyi okuyunca okulda öğretmenleri mutlaka okumalı almayın demiş.. Aile okutmaya karar vermiş ama diğer ailleler kadar şanslı olmadığından dersane ve özel öğretmenler yerine kız kendini bir odada derslere ve çalışmaya vermiş ve mahallede kimsenin farketmediği bu kız yarın yanıma geliyor.. Bende ilk kez görücem.. Düşünebiliyormusunuz? kimse varlığını bilmiyorr..... Evet yarın yanıma geliyor.. Neden mi?

    Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümüne burslu olarak yazılmak için........ hayat onun için şimdi başka dönmeye başlayacak.. İstanbulu hiç bilmediklerinden ben yarın onlarla olacağım ve o ana tanıklık edeceğim büyük bir zekle ve keyifle...

    Bu hikaye burda bitmedi elbette....... to be continued

    İşte böyle... kimbilir sizin kırılma anlarınız nezaman ve neredeydi??

    Sevgiyle

    İnsan ne için yaşar? - 1

    Gece gece aklıma türlü türlü düşünceler uçuşuyor.. Bir kaç gecedir geç uyuyorum normaldede erken uyuyabilen biri değilim ama abarttım bu ara :) önce biraz rahatsızım ondan sandım ama sanırım fiziksel rahatsızlıktan öte geçti bu..

    Önümde yapacağım işler aklımda istediğim şeyler.. hani alışveriş yaparken ihtiyaç mı lüksmü diye düşünürsünüzya işte benim düşüncelerde lüks sınıfına giriyor sanırım.. enerjimi çekiyor biliyorum but its ok:)

    Napıyorum diye soruyorum kendime.. ne yapıyorum ve ne için yapıyorum?? ne için? kimin için? ve ne yapmak istiyorum? hiçbir zaman şan şöhret para pul kariyer hesapları yapmadım.. hepsinin alasını yapabilirdim, hala yapabilirim ama istemiyorum.. sadece ayakta rahat yürümek ve muhtaç olmamak yeterli.. huzur lazım yoksa napim geleni beni gerecekse huzurumu bozacaksa? evet evet der gibisiniz ama kaçınız bunu ciddi ciddi düşündü acaba? İnsan ne için yaşar ki? her insanın bu dünyada tek bir yaşam amacı var oda mutlu olmak.. Mutluğu bozacak şeyler için insanlar kendini ve başkalarını neden bukadar yıpratırlar hiç anlamam anlamıyorum anlayamayacağım.. zihnim basmıyor, beni aşıyor .. hmm zaten benide çok ilgilendirmiyor sanırım.. Siz hiç çok zengin, çok şöhret, çok kariyerli çok öyle çok böyle birinin mutlu olduğuna şahit oldunuz mu? hepsi yoğun stress ve bunalımda.. istisnalar hariçtir elbet..bu yüzden o boşlukları aşırılıklar doldurmaya çalışır drug gibi değişik dinsel cinsel vs akımlar gibi..ama dolduramaz.. ruh kendine büyümek için yeni gereksinim bulmadıkça olmaz!

    Aslında basit yaşamanın mutlu yaşam olduğunu anlayalı çok uzun yıllar oldu diyemem.. Şimdi düşündümde sanırım 2-3 yıldır böyleyim yani daha yoğunluğuna böyleyim.. Basit yaşam mutlu yaşam.. basitlikten kastım avam demek değil.. sadece kolay düşünmek kolay cevaplar kolay talepler beklentiler kolay planlar vs vs vs .. sanırım bu Japonların Wabi-Sabi felsefesi gibi birşey.. sadelik ahaa evet sade yaşam hmm bu kelime bile insana huzur veriyor.. evde sadelik, işte sadelik, düşüncede sadelik, duyguda sadelik, alışverişte sadelik, nette sadelik, tvde vsvsvsvssvsvs ahhh birde arkadaşlarda sadelik ----heryerde sadelik...

    Benimde ne istiyorum sorusuna cevap ararken ilk olarak hep hayalini kurduğum gelecekteki evim geliyor aklıma.. (Ama elbetteki istediğim sadece bu değil.. benim yıllık genelde yüze yakın hedefim olur irili ufaklı.. bunlara manevi hedeflerde dahil..) ..Hayalini kuruyorum... uzakta bir ev yeşiller içinde heryanı ağaç, ot, yeşil, yemyeşil, koyu yeşil, kırmızı yeşil, yeşil yeşil..

    Bahçesinde ayrıca sebze filan kesin ekerim ben, hemde neler neler.. dalından koparıp yemek yapmak harika olmaz mı?...bu evin nasıl olacağı hep zihnimde, o tablo hiç bozulmasın istiyorum, takii gerçek olana kadar! İşin ilginç yanı canım sıkılınca gözlerimi kapatıp henüz var olmayan bu evde yaşıyorum.. beni orda kimse bulamaz:)

    Bir kere kocaman kış bahçesi olacak.. her yanı yere kadar cam! kışında orda oturmak off ne güzel olacak.. şömine yanacak çıtır çıtır.. dışardan yağmurun yeşilin toprağın kokusu içerde yanan şömine odunlarına karışacak.. hmmm mutlaka hafif kıvrımlı bir bina,  yani öyle köşeli beton modern art design dedikleri yapıları sevmiyorum.. içide öyle modern diye sundukları soğuk mobilyalar ıvır zıvırlarla döşeli olmayacak.. sıcak sımsıcak olmalı her yanı her köşesi..ama avamda olmamalı elbette.. ne o öyle osmanlı köşeleri filanda sevmem istemem..  beyaz olacak bembeyaz her yer beyaz döşeli hatta mobilyalarda ahh eskitilmiş beyaz mobilyalar nasıl güzel olacak offfffffffffffff.... çok katlıda olmayacak.. istemem! hayatımda hiç bişey yormamalı beni.. HİÇBİRŞEY! evimde öyle!

    Hmmm elbette söylemeye bile gerek yok böyle bir ev yalnız yaşanmaz honey! birgün karşılaştığımızda dinlemek isteyeceksin herşeyi..............yada okursun gerisi old fashion günlüğümde la la laaa..yada hem okur hem dinlersin yada bana çay yaparsın nebilim ne istersen onu yap banane..bu arada ben bitki çayı sevmem:)

    30 Ağustos 2010 Pazartesi

    Her nerede ve nasıl yaşıyorsam...: Bu açtığım blog neyle ilgili?

    Her nerede ve nasıl yaşıyorsam...: Bu açtığım blog neyle ilgili?: "Uzun süredir bu Tanrı icadı nette yazmak istedim ve nihayet bir blog edindim. OOOOleyyy.. Teşekkürler Tanrım!! İsmimi bilenler benim işiml..."

    Bu açtığım blog neyle ilgili?

    Uzun süredir bu Tanrı icadı nette yazmak istedim ve nihayet bir blog edindim. OOOOleyyy.. Teşekkürler Tanrım!!

    İsmimi bilenler benim işimle ilgili yazacağımı düşünebilirler ama sorry ben aklıma ne gelirse yazacağım.. elbette yine hayata dair ama benim gördüğüm hayatla ilgili.. Ayıptır söylemesi uzun zamandır kendimle uğraştım ve okuduklarımdan yaşadıklarımdan aldığım tüm eğitimlerden ve insanların deneyimlerinden kendime bir dünya görüşü (şimdiye kadar olan) edindim. Ben bir guru değilim olmayada niyetim yok.. henüz ermedimde ermek gibi bir derdimde yok.. haddim değil en azından.. kendimi hiçbir konuda tamamlanmış hissetmiyorum.. böyle düşünenleride açıkçası algılayamıyorum ...hayatta herşey değişmeye ve gelişmeye muhtaçsa ve bu sonsuzsa insan kendini nasıl tamamlanmış görebilirki sonsuzluğun içinde?

    Bazen yazacaklarıma ohaa gibi tepkiler bile verebilirisiniz.. Belkide vermeye başladınız:), bazen normal bir insan olduğum için yargılayabilirsinizde ama benim pek umurumda olmayacak bunlar, çünkü kimsenin beni onaylamasına ihtiyacım yok..

    Neyse ne yazacağım ben? şunları yazacağım.. kendimi yazacağım ne yaptığımı, beklentilerimi, hayallerimi, sevdiklerimi, sevmediklerimi, farkettiklerimi hmmm bazen spor yazacağım spordan kastım futbol ahhh evet bende bende yüzünü buruşturarak bakan o entel takılan kimseler tarafından öööğğ diye görülen kişlerden biriyim, insanın birşeyi sevmesi neden ııyk oluyorsa? neyse bazen politika yazacağım hmm sıkıcı evet ama napimm.. politikadan kastım aslında kendim ailem ve toplum benim parçamsa Ülkemin meseleside benim meselem demektir, Ülkemi kurtarmak için yazmayacağım tabii, keşke öyle bir gücüm olsaydı fena olmazdı hani .... ayrıca dedimya bunlar sadece benim penceremden gördüğüm dünyaya bakışş..

    Bazen dış dünya değil iç dünyamıda yazacağım. Hemen aklınıza şu meşhur Ruhsal gelişim ve Kişisel gelişim denen popüler kavramlar gelmesin aaa tam burada söylemezsem olmaz dip not olarak - bu kavramlar aslında insanlık tarihi kadar eskidir, bakmayın siz eskiden paralı değildi şimdi kapitalist düzenin içinde paralı yapılmaya başlanınca elbette iyi PR yapılıyor ve kitleler bu akıma kapılıyor..eee almak için daha çok vermeye başlayınca 'insanlar' bu sonuç normal..

    Neyse bu ruhani bilgiler hayata bakarken sadece seçtiğiniz gözlük/ler bana göre.. hayata o gözlüklerle bakıyor insanlar???.. ama insan evet ihiyacı olduğunda takmalı bu yeni moda gözlükleri.. hayatın tamamına o gözlüklerle bakamam ben sonra yanımda neler olduğunu o kişinin gözünden göremem.. bu onun gerçeği başka saplantılı bilgilerle değerlendiremem.. ayrıca bu çok sıkıcı ve yorucu..

    Neyse bu yazdıklarım fazlamı oldu ne?

    Görüşmek üzere diyorum şimdilik.. bu biraz  geneldi bundan sonra konulu yazmak istiyorum izninizle..

    Hepinize kucak dolusu Sevgiler

    Fatos